+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Sirki Hafi Tehlikesi

  1. #1
    Pürheves eyyubi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    222

    Standart Sirki Hafi Tehlikesi

    ''İ'lem eyyühe'l-aziz! Evham, şübehat, dalaletin menşe' ve mahzenlerinden biri: Nefis, kendisini kader ve sıfat-ı İlahiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder. Sonra tecelliyata mazhar olanlardan birisinin mevkiinde kendisini farz eder, onda fena olur. Sonra, başlar, bazı tevillerle o şeyi de Allah'ın mülkünden, tasarrufundan çıkartır. Kendisinin girmiş olduğu şirk-i hafiye girdirir. Ve şirk-i hafiden aldığı bazı halleri o masuma da aksettirir.''

    Yukaridaki kismi izah edebilir miyiz? Nefsin muhim bir tuzagindan bahsedilmekte oyleki evham,suphe ve dalalete mense olarak adledilmis...
    "Mü'minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî, Tefsirü'l-Kur'an 15)

  2. #2
    Pürheves eyyubi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    222

    Standart

    devaminda da;
    ''Hülasa: Nefs-i emmare, devekuşu gibi aleyhine olan şeyi lehine zanneder. Veya Sofestai gibi münakaşa edenleridir ki, vekilleri birbirini reddeder. Tearuzan, tesakutan kabilinden, "Hiçbirisi de hak değildir" diye hükmeder.''

    denilmis...
    "Mü'minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî, Tefsirü'l-Kur'an 15)

  3. #3
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    Eğer o ene, hikmet-i hilkatini unutup, vazife-i f?triyesini terk ederek kendine mânâ-i ismiyle baksa, kendini mâlik itikad etse, o vakit emânete h?yânet eder, -3- alt?nda dahil olur. ?şte, bütün şirkleri ve şerleri ve dalâletleri tevlid eden enâniyetin şu cihetindendir ki, semâvât ve arz ve cibâl tedehhüş etmişler, farazî bir şirkten korkmuşlar. Evet, ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken, mahiyeti bilinmezse, tesettür toprağ? alt?nda neşv ü nemâ bulur, gittikçe kal?nlaş?r, vücud-u insan?n her taraf?na yay?l?r, koca bir ejderha gibi, vücud-u insan? bel' eder. Bütün o insan, bütün letâifiyle âdetâ ene olur. Sonra, nevin enâniyeti de bir asabiyet-i neviye ve milliye cihetiyle o enâniyete kuvvet verip, o ene, o enâniyet-i neviyeye istinat ederek, şeytan gibi, Sâni-i Zülcelâlin evâmirine karş? mübâreze eder. Sonra, k?yas-? binnefs sûretiyle herkesi, hattâ her şeyi kendine k?yas edip Cenâb-? Hakk?n mülkünü onlara ve esbâba taksim eder; gayet azîm bir şirke düşer, -4- meâlini gösterir. Evet, nas?l mîrî mal?ndank?rk paray? çalan bir adam, bütün haz?r arkadaşlar?na birer dirhem almas?n? kabul ile hazmedebilir; öyle de, "Kendime mâlikim" diyen adam, "Her şey kendine mâliktir" demeye ve îtikad etmeye mecburdur.
    ?şte, ene, şu hâinâne vaziyetinde iken, cehl-i mutlaktad?r. Binler fünûnu bilse de, cehl-i mürekkeble bir echeldir. Çünkü, duygular?, efkârlar?, kâinat?n envar-? mârifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ?ş?kland?racak ve idâme edecek bir madde bulmad?ğ? için, sönerler. Gelen Her şey, nefsindeki renkler ile boyalan?r.
    3- Nefsini günaha dald?ran da hüsrâna uğram?şt?r. (Şems Sûresi: 10.)
    4- Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür. (Lokman Sûresi: 13.)
    Sözler | Otuzuncu Söz | 496

    ?nsan herşeyi Allaha vermezse taksimata başlar.?şte bu andan itibaren küfre girer.Fark?nda olmaz.Mavi yaz?l? yer.Bir hadis şerifi akl?ma getirdi.Peygamberimiz a.s.m.den nakil mealen; Şirkin öyle dehşetli envalar? varki.Gece karanl?kta siyah taş?n üstünde yürüyen kar?nca gibidir.
    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  4. #4
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    nurhanali abinin eklediği kısma ek olarak,Şirki hafi genelde riya, teveccühünü ammeyi istemek, halklara iyi-güzel görünmekle beraber de geçiyor. yani Allah'ın nezdindeki hükmü bırakıp, insanların nezdindeki görüntüsünü önemsiyor, Rabbinin yerine halkları koyduğu için gizli bir şirk olmuş oluyor.

    Alıntı eyyubi Nickli Üyeden Alıntı
    Sonra, başlar, bazı tevillerle o şeyi de Allah'ın mülkünden, tasarrufundan çıkartır.
    Meselâ, hararet ve ziya sana bir ayna vasıtasıyla gelir. Sen de, güneşe karşı minnettar olmaya bedel, aynayı masdar telâkki edip, güneşi unutup, ona minnettar olmak divaneliktir.

    Evet, ayna muhafaza edilmeli, çünkü mazhardır. İşte mürşidin ruhu ve kalbi bir aynadır, Cenâb-ı Haktan gelen feyze mâkes olur, müridine aksedilmesine de vesile olur. Vesilelikten fazla, feyiz noktasında makam verilmemek lâzımdır.

    --------
    Ene bahsinden;

    Çünkü, felsefenin esâsında, kuvvet müstahsendir; hattâ, "Elhükmü lilgâlip," bir düsturudur. "Galebe edende bir kuvvet var"; "Kuvvette hak vardır" der.

    Zulmü mânen alkışlamış, zâlimleri teşcî etmiştir ve cebbârları ulûhiyet dâvâsına sevk etmiştir. Hem, masnu'daki güzelliği ve nakıştaki hüsnü masnua ve nakşa mal edip, Sâni' ve Nakkaşın mücerred ve mukaddes cemâlinin cilvesine nispet etmeyerek,

    "Ne güzel yapılmış" yerine, "Ne güzeldir" der; perestişe lâyık bir sanem hükmüne getirir.

    Hem, herkese satılan müzahraf, hodfüruş, gösterici, riyâkâr bir hüsnü istihsan ettiği için, riyâkârları alkışlamış, sanem-misâlleri kendi âbidlerine âbide yapmıştır.


    Alıntı eyyubi Nickli Üyeden Alıntı
    Kendisinin girmiş olduğu şirk-i hafiye girdirir. Ve şirk-i hafiden aldığı bazı halleri o masuma da aksettirir.''
    Nasıl ki bir cemaatin malı bir adama verilse zulüm olur. Veya cemaate ait vakıfları bir adam zaptetse zulmeder. Öyle de, cemaatin sa'yleriyle hâsıl olan bir neticeyi veya cemaatin haseneleriyle terettüp eden bir şerefi, bir fazileti o cemaatin reisine veya üstadına vermek hem cemaate, hem de o üstad veya reise zulümdür. Çünkü enâniyeti okşar, gurura sevk eder. Kendini kapıcı iken padişah zannettirir.


    Yani insanın Rabbini tam bilmemesi, mülkü başka şeylere taksim etmesi, hem kendi nefsine zulüm hem de öyle olmadığı halde "sen mülk sahibisin"" dediği masumları da ilahlık davasına veya şirki hafiye sevketmesi açısından zulüm.

    Firavunlar da böyle başlayıp firavun olmuştu belki.o zaman firavunların firavun olmasında onları mülk sahibi kabul eden halk da mes'ul.

    İ'lem eyyühe'l-aziz!

    Enaniyetten neş'et eden şirk-i hafi katılaştığı zaman esbab şirkine inkılap eder. Bu da devam ederse küfre tahavvül eder. Bu dahi devam ederse, ta'tile, yani halıksızlığa incirar eder. El-iyazü billah!
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Nefis kendisinin Allahtan bağ?ms?z olduğunu düşünür..Bu düşünce ile diğer eşyan?nda bağ?ms?z olduğunu kendi kendine var olduklar?n? ve kendi kendilerini idare ettiklerini düşünür..

    kendisi şirke girmişken diğerlerinide şirk elbisesine giydirir...
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Şirk-i hafî nerelerde?



    MÜ’MİNLERİ TEDİRGİN eden bir kelimedir ‘şirk-i hafî.’ Şirk her haliyle tedirgin edicidir de, ‘hafî’si daha bir tedirgin eder.
    Şirk mü’minleri tedirgin eder; çünkü bütün sistemi çökertir. Tevhid Allah’ın varlığına ve birliğine saf, tam, katışıksız bir iman ise eğer, şirkin ‘azıcığı’ bile bu katışıksızlığı bertaraf eder. Şirk kalbin tevhid cihetindeki sâfiyetinin yitimidir; akıl için ise Hâlıkı mahlukla karıştırma gibi bir büyük yanılgıya delâlet eder. Sonsuzu sıfırla çarpmaya kalkışma gibi bir büyük yanlıştır bu. O yüzden de, Kur’ân’ında “Gökleri ve yeri Allah yarattı” diyor olmakla birlikle ‘münkirlerden olma’ sonucunu doğuran şirke karşı bizi sürekli uyaran Rabbimizin Nisa sûresinde buyurduğu üzere, “Allah bütün günahları affeder; ama şirki affetmez.” Çünkü başka bütün günahlar insanı ‘günahkâr bir mü’min’ haline getirirken, şirk ‘mü’min’likten çıkarır.
    ‘Şirk-i hafî’nin, yani ‘gizli şirk’in mü’minleri daha bir tedirgin etmesi ise, açık şirkin bir derece ‘teşhis edilebilirliği’ne mukabil, gizli şirkin teşhis, tesbit ve tedavi edilme zorluğudur. Şirk-i hafî, manevî check-up’ları esnasında insanın ‘tarayamadan,’ ‘tesbit edemeden’ geçip gittiği türden virüslere veya tümörlere benzer bu yüzden. İnsanı ‘kalbim tertemiz’ derken bataklığın ortasında, ‘yolum doğru’ derken uçurumun kenarında, ‘imanım sapasağlam’ derken göçük altında bırakabilir.
    ‘Şirk-i hafî’yi, bugüne kadar insanın kendi nefsiyle yaşadığı bir sınanma olarak düşünegelmiştim birkaç gün öncesine kadar. Nefsin kendini beğenme ve beğendirme halleri, Rabbinin üzerinde gözüken ihsanlarını kendine maletme çabalarını düşünegelmiştim hep ‘şirk-i hafî’ dendiğinde.
    Birkaç gün önce Mesnevî-i Nûriye’nin sayfaları arasında dolaşırken karşıma çıkan bir “İ’lem” ise, daha ziyade insanın kendi nefsiyle ilgili zannedegeldiğim gizli şirkin kollektif boyutuna dikkatimi yöneltti. Bu kollektif ‘şirk-i hafî’nin mevcut ve muhtemel tezahürlerini düşününce de, zaman ve zemin itibarıyla beni ziyadesiyle endişeye sevketti.
    Bu “İ’lem,” Mesnevî-i Nûriye’nin beşinci risalesi olan “Hubab”da yer alıyor ve şu kısa cümlelerden oluşuyor:

    “İnsanların en büyük zulümlerinden biri de şudur ki: Büyük bir cemaatin mesaisine terettüp eden—hasenatı intac eden—semeratı bir şahsa isnad ve ona malederler. Bu zulümde bir şirk-i hafî vardır. Çünki, bir cemaatın cüz-i ihtiyârîsiyle kesbettikleri mahsulatı bir şahsa atfetmek, o şahsın, icad derecesinde harikulâde bir kudrete malik olduğuna delâlet eder. Hatta eski Yunanîlerin ve Vesenîlerin ilâheleri, böyle zâlimâne tasavvurât-ı şeytaniyenin mahsulüdür...”

    İlgili “İ’lem” bu kadar kısa, ifadeleri ise bu kadar açık.
    Bu kısa ve açık paragraftan anlıyoruz ki, ‘pek çok insanın emeğinin, himmetinin, gayretinin biraraya gelmesiyle gerçekleşen güzel bir neticeyi tek bir kişiye isnad edip ona maletmek’ insanların işlediği ‘en büyük zulümlerden’ biri. Büyük zulüm; çünkü bir kişiyi hak etmediği derecede yüceltmeye kalkışırken, nice insanı hak ettiği durumdan aşağıya itiyor. Bir insanı ziyadesiyle büyütmek için nice nice insanı aşağılıyor. Zulüm ‘haktan sapmış’lık, ‘haddi aşmış’lık hali ise eğer, ‘büyük bir cemaatin mesaisine terettüp eden’ ve ‘hasenatı intac eden’ meyveleri bir şahsa isnad ve mal ederken, hem birine hakkından ve haddinden fazla vermek, hem başka herkesi hakkından mahrum etmek suretiyle haktan sapıp hadden aşıyor.
    Daha da ötesi ve çok daha önemlisi, ‘büyük bir cemaatin mesaisine terettüp eden semeratı bir şahsa isnad ve ona mal etmek’ suretiyle, yalnızca yatay düzlemde bir zulüm işlemekten öte, dikey düzlemde de bir zulmün gerçekleşiyor olmasıdır.
    Bir insanlar topluluğunun elbirliğiyle gerçekleşen bir güzel neticeyi tek bir kişiye mal etmekle, o şahsa, ‘icad derecesinde harikulâde bir kudret’ izafe edilmektedir. Yatay düzlemdeki zulüm, böylece dikey düzlemde bir zulme dönüşmektedir. Zira, yalnız Allah’a mahsus sıfatlar, onun yarattıkları içinden bir yaratılmışa atfedilmekte; âdemler içinden bir âdem herşeye gücü yeter, her meseleye yetişir, her ihtiyacı görür, herşeyden haberdar olur, herşeyi bilir gibi; tek başına, yoktan var eder gibi takdim edilmektedir. Bu bakımdan, “Bu zulümde bir şirk-i hafî vardır.” Büyük bir insanlar topluluğunun beraberce gerçekleştirdiği bir güzel netice tek kişiye mal edildiğinde, işte bu şekilde, bir yaratılmışı yüceltme hesabına sair yaratılmışların hakkı ketmedilip zulmedildiği gibi, o tek kişiye ‘ulûhiyet’ sıfatları izafe edilmekle, Zât-ı Ehad-ı Samed’e karşı da haksızlık edilmektedir.
    İlgili “İ’lem”de dikkat çekildiği üzere, eski Yunan’ın şirkâlûd felsefesi, mitolojik kahramanları, nice kavimlerin sanemleri ve vesenleri durduk yerde zuhur etmiş değildir. Arka planında ve mazisinde, ‘bir cemaatın cüz-i ihtiyârîsiyle kesbettikleri mahsulatı bir şahsa atfetmek’ sûretindeki ‘zâlimâne tasavvurat-ı şeytaniye’ ile, o şahsa ‘icad derecesinde harikulâde bir kudrete malikiyet’ izafe etme vâkıası vardır.
    Bu dikkate değer “İ’lem”de benim dikkatimi özellikle celbeden, ‘şirk-i hafî’nin yalnızca insanın kendi nefsini yüceltmesi şeklinde değil, başka bir insanın nefsini yüceltme şeklinde de ortaya çıkabildiğini göstermesidir. İşte, ‘gizli şirk’in ‘açık’ örneği: bir milletin, bir ordunun, bir cemaatin, bir diyarın elbirliğiyle gerçekleşmiş bir sonucu bir lidere, bir komutana, bir mürşide izafe etmek...
    İlgili “İ’lem”i farkedeli beri, derin bir hüzün ve bir o kadar derin endişe taşıyorum.
    İlgili “İ’lem” o çok meraklısı olduğumuz ‘kahramanlar miti’nin basit bir ‘yüceltme’nin ötesinde zihinlerde ciddi ontolojik çatlaklara, yüreklerde ise ciddi itikadî arızalara kapı araladığını bildiriyor.
    Ve ben, bir bu “İ’lem”e, bir bu ülkede hep yaşayageldiğimiz ve son birkaç ayda daha yoğun biçimde hissettiğimiz siyasal sorunların düğüm noktasındaki dokunulmaz ‘ortak değer’e bakıyorum.
    Sorun zahirde salt siyasal bir sorun gibi görünse de, gerçekte çatlak çok daha derinlerde...
    Sorun ontolojik ve itikadî bir temelden besleniyor.
    Sözün kısası, Bediüzzaman Said Nursî vakt-i merhununda “Beşinci Şua”yı ‘içtimaî bir bahis’ olarak yazmadı, itikadî bir cehdle yazdı.
    “Beşinci Şua ehl-i dinin, bahusus ehl-i ilmin imanını tashih edip kurtarıyor” sözü, bir vâkıanın tesbiti, bir gerçeğin teslimiydi...
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Ehil Üye Bilal-i Sivasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Bulunduğu yer
    İzmir
    Mesajlar
    1.298

    Standart

    Alıntı eyyubi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ''?'lem eyyühe'l-aziz! Evham, şübehat, dalaletin menşe' ve mahzenlerinden biri: Nefis, kendisini kader ve s?fat-? ?lahiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder. Sonra tecelliyata mazhar olanlardan birisinin mevkiinde kendisini farz eder, onda fena olur. Sonra, başlar, baz? tevillerle o şeyi de Allah'?n mülkünden, tasarrufundan ç?kart?r. Kendisinin girmiş olduğu şirk-i hafiye girdirir. Ve şirk-i hafiden ald?ğ? baz? halleri o masuma da aksettirir.''

    Yukaridaki kismi izah edebilir miyiz? Nefsin muhim bir tuzagindan bahsedilmekte oyleki evham,suphe ve dalalete mense olarak adledilmis...
    Bak?n?z bu konuyu kader risalesinden takip edelim. Biraz alakas? var gibi...
    ------
    Evet, kader, cüz-i ihtiyârî, ?mân ve ?slâmiyetin nihayet merâtibinde; kader, nefsi gururdan; ve cüz-i ihtiyârî, adem-i mesuliyetten kurtarmak içindir ki, mesâil-i imâniyeye girmişler. Yoksa, mütemerrid nüfûs-u emmârenin işledikleri seyyiât?n?n mesuliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yap?şmak ve onlara in'âm olunan mehâsinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz-i ihtiyârîye istinat etmek, bütün bütün s?rr-? kadere ve hikmet-i cüz-i ihtiyâriyeye z?d bir harekete sebebiyet veren ilmî meseleler değildir.

    Evet, mânen terakkî etmeyen avâm içinde, kaderin cây-? istimâli var; fakat, o da mâziyât ve mesâibdedir ki, yeisin ve hüznün ilâc?d?r. Yoksa, maâsî ve istikbâliyâtta değildir ki, sefâhete ve atâlete sebep olsun. Demek, kader meselesi teklif ve mesûliyetten kurtarmak için değil, belki fahr ve gururdan kurtarmak içindir ki, imâna girmiş. Cüz-i ihtiyârî, seyyiâta mercî olmak içindir ki akîdeye dahil olmuş; yoksa mehâsine masdar olarak tefer'un etmek için değildir.


    Evet, Kur'ân'?n dediği gibi, insan, seyyiât?ndan tamamen mesûldür. Çünkü, seyyiât? isteyen odur. Seyyiât, tahribât nevinden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribât yapabilir. Müthiş bir cezaya kesb-i istihkak eder: bir kibrit ile bir evi yakmak gibi. Fakat, hasenâtta iftihara hakk? yoktur; onda, onun hakk? pek azd?r. Çünkü, hasenât? isteyen, iktizâ eden rahmet-i ?lâhiye ve icad eden kudret-i Rabbâniyedir. Suâl ve cevap, dâî ve sebep, ikisi de Hak'tand?r. ?nsan, yaln?z duâ ile, ?mân ile, şuur ile, r?zâ ile, onlara sahip olur.

    Fakat seyyiât? isteyen, nefs-i insaniyedir-ya istidad ile, ya ihtiyâr ile. Nas?l ki beyaz, güzel güneşin ziyâs?ndan bâz? maddeler, siyahl?k ve taaffün al?r; o siyahl?k onun istidad?na âittir. Fakat, o seyyiât? çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u ?lâhî ile icad eden, yine Hak't?r. Demek, sebebiyet ve suâl, nefistendir ki, mesuliyeti o çeker. Hakka âit olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için, güzeldir, hay?rd?r.

    ?şte, şu s?rdand?r ki, kisb-i şer, şerdir; halk-? şer, şer değildir. Nas?l ki pek çok mesâlihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam, diyemez "Yağmur rahmet değil." Evet, halk ve icad da bir şerr-i cüzî ile beraber hayr-? kesir vard?r. Bir şerr-i cüzî için hayr-? kesîri terk etmek, şerr-i kesîr olur. Onun için, o şerr-i cüzî hay?r hükmüne geçer. ?cad-? ?lâhîde şer ve çirkinlik yoktur; belki, abdin kisbine ve istidad?na âittir.
    -------------

    ?şte Buras? Firavunlaşan nefsin ezildiği yerdir.
    Ey muhataplarım!
    Ben çok bağırıyorum. Zîra, asr-ı salis-i aşrın, yani on üçüncü asrın minaresinin başında durmuşum,

    sûreten medenî ve
    dinde lakayd ve
    fikren mazinin en derin derelerinde olanları
    camie davet ediyorum.


  8. #8
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    ?hlâs? K?ran ?kinci Mâni: Hubb-u câhdan gelen şöhretperestlik sâikasiyle ve şan ü şeref perdesi alt?nda teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-? dikkati kendine celbetmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-? rûhî olduğu gibi "şirk-i hafî" tâbîr edilen riyakârl?ğa, hodfuruşluğa kap? açar, ihlâs? zedeler.

    21.lema

    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  9. #9
    Ehil Üye nâme-i nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    1.460

    Standart

    Alıntı eyyubi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ''?'lem eyyühe'l-aziz! Evham, şübehat, dalaletin menşe' ve mahzenlerinden biri: Nefis, kendisini kader ve s?fat-? ?lahiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder. Sonra tecelliyata mazhar olanlardan birisinin mevkiinde kendisini farz eder, onda fena olur. Sonra, başlar, baz? tevillerle o şeyi de Allah'?n mülkünden, tasarrufundan ç?kart?r. Kendisinin girmiş olduğu şirk-i hafiye girdirir. Ve şirk-i hafiden ald?ğ? baz? halleri o masuma da aksettirir.''

    Yukaridaki kismi izah edebilir miyiz? Nefsin muhim bir tuzagindan bahsedilmekte oyleki evham,suphe ve dalalete mense olarak adledilmis...
    can?m kardeşim benim de ilk ene risalesi akl?ma geldi...

    ''Nefis, kendisini kader ve s?fat-? ?lahiyenin tecelliyat dairesinden hariç addeder.''

    şöyle düşünelim... bir mana ifade eden cümleden bir harf düşünüyoruz... bu harf; bu cümleden bir parça olup kendisi, kendi nam?na, kendini değil, başkas?n?n hesab?na, başka bir mana için, başkas?n? ifade ediyor değil mi...
    şimdi bu harf kendini başrole koyup kendisine kendi için ve kendi manas?n? ifade ediyor tevehümü ile bakarsa (kendince) kendini katibinin tasarrufu ile ona yüklediği mana konumundan ç?kar?p, kendine müstakil bakar...


    ''Sonra tecelliyata mazhar olanlardan birisinin mevkiinde kendisini farz eder, onda fena olur. Sonra, başlar, baz? tevillerle o şeyi de Allah'?n mülkünden, tasarrufundan ç?kart?r. Kendisinin girmiş olduğu şirk-i hafiye girdirir. Ve şirk-i hafiden ald?ğ? baz? halleri o masuma da aksettirir.''

    buras?n? da söylee düşünebiliriz..

    ''Evet, nas?l mîrî mal?ndank?rk paray? çalan bir adam, bütün haz?r arkadaşlar?na birer dirhem almas?n? kabul ile hazmedebilir; öyle de, "Kendime mâlikim" diyen adam, "Her şey kendine mâliktir" demeye ve îtikad etmeye mecburdur.'' (Sözler'den)

    ifadesi gereği mesela bahsettiğimiz bu harf içinde bulundğu kelimede fani olup az evvel belirtilen durumu bu kelime için düşünüp, bu kelimeye de cümleden ayr? bakar...

    yani has?l? mana-y? harfi nazar? ile kendine bakmamaktan tevehhüm ile gelen gizli bir şirkin pek menhus taaffünü....
    Konu nâme-i nur tarafından (19.02.08 Saat 08:15 ) değiştirilmiştir.


  10. #10
    Pürheves eyyubi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    222

    Standart

    Abilerim Allah razi olsun guzel izahatlariniz icin, elhamdulillah cok istifade ettim, ne guzel manalar...
    "Mü'minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî, Tefsirü'l-Kur'an 15)

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Yılbaşı tehlikesi Uyaralım
    By vertyucek in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 31.12.13, 03:18
  2. Üniversitelerde Özgürlük Tehlikesi!
    By zahid in forum Gündem
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 14.12.07, 14:13
  3. Bişr-i Hafi Hazretleri
    By petünya in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 16.09.07, 22:51
  4. İnternetin Kapanma Tehlikesi Var Mı?
    By insirah in forum Bilişim Haberleri ve Bilimsel Makaleler
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 15.08.07, 14:29
  5. Riyanın Tehlikesi
    By hasretdenizi in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.12.06, 13:10

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0