Berahinden maksad ..Kabiliyetlerin “İmtihan muktezasınca”daire-i hikmette istimalini sağlamak…

Mesnev-i Nuriye de:

İ'lem eyyühe'l-aziz! Bir burhanla elde edilen netice-i tevhidi bazı insanlar isti'zamla dar zihinlerine sığıştıramazlar. Veya bozuk hayalleri tahammül edemez. Bu hale karşı o kat'î, sahih burhanı reddetmek üzere, "Bu neticeyi, bu kadar azametiyle, şu burhan onu intaç edemez" diye bahanelerle kabul etmez.

O miskin bilmez mi ki, neticenin kayyûmu imandır. Burhan, ancak onu görmek için bir menfezdir.

Veya bir süpürge gibi, o neticeye konan vehimleri süpürür. Maahaza, burhan bir değildir; bin değildir, zerrât-ı âlem adedince burhanlar vardır.

Ve:


S: Neden aklıyla herkes göremiyor?

C: Kemal-i zuhurundan ve zıddın ademinden.

"Sahife-i âlemin eb'âd-ı vâsiasında Nakkaş-ı Ezelînin yazdığı silsile-i hâdisâtın satırlarına hikmet nazarıyla bak ve fikr-i hakikatle sarıl. Tâ ki mele-i âlâdan uzanan şu selâsil-i resâil, seni âlâ-yı illiyyîn-i tevhide çıkarsın."

Ve:

Çünkü aradığımız hakiki tevhid, yalnız tasavvurdan ibaret bir marifet değildir. Belki, ilm-i mantıkta tasavvura mukabil ve marifet-i tasavvuriyeden çok kıymettar ve burhanın neticesi olan ve ilim denilen tasdiktir.

Ayat’ül Kübra

Ve:

“İman aklın ihtiyariyledir”…

Ondokuzuncu Mektup…

Risale-i Nur ..Bürhanların Meratib-i tevhid de iktizası neyse ona göre istimal etmiş..Ve O ders bütün akılları mütmain edecek özelliği ile Kur’anın bu asra dersi olmuş…

İnsanın Kainatla ilk karşılaşması ..fıtratının Alemle buluşmasında her mesele Hikmetle karşısına çıkar..Hikmet aklı deliller mesamatıyla meyli İmana hazırlar..O nedenle en ehemmiyetli sorular olan”necisiniz ? nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz?Bu dünyada işiniz ne?gibi en ehemmiyetli soruların ilk muhatabı olan aklın önüne eserden müessire fikri intikal ettiren bir fıtri meyil var…

Eserler mesamatı ve deliller içtimaı ile ..müreccih iradenin kabule muheyya hale gelmesi hidayetin kalbine iman ilka etmekle onu ve alemini nurlandırarak..eserden müessire esbabdan müsebbibül esbaba gibi..derece-i esmanın eşyadaki taalluklarından mahiyeti eşya olan esma-i ilahiyenin hakikatine doğru isale-i kemalat vuku bulur…Cadde-i Kübrada budur…

Buradaki mertebelerde kabiliyetlerin istidanına göre mazhariyetler ve onlara göre bürhanlar vardır..Mesela marifetullahda bürhanların bulunması..terakki ve lutfa bağlı ikramla “şehadete”intikal eder..İmanın nur penceresinden kıyassız zati bir tasdikle şuunata mazhar olur…

Mesela :

Yirmialtıncı mektup dan bir alıntıyla;

Çünkü kanun bir silsiledir; ef'âl onunla bağlıdır.
Demek, nasıl herbir eser, bütün âsârı Müessirine verir; ve herbir fiil-i icadî, bütün ef'âli Fâiline mal eder. Aynen öyle de, kâinattaki tecellî eden herbir isim, bütün isimleri kendi Müsemmâsına isnad eder ve Onun ünvanları olduğunu ispat eder.

Çünkü, kâinatta tecellî eden isimler, devâir-i mütedahile gibi ve ziyadaki elvân-ı seb'a gibi birbiri içine giriyor, birbirine yardım ediyor, birbirinin eserini tekmil ediyor, tezyin ediyor.
Meselâ, Muhyî ismi birşeye tecellî ettiği vakit ve hayat verdiği dakikada, Hakîm ismi dahi tecellî ediyor, o zîhayatın yuvası olan cesedini hikmetle tanzim ediyor. Aynı halde Kerîm ismi dahi tecellî ediyor, yuvasını tezyin eder.

Aynı anda Rahîm isminin dahi tecellîsi görünüyor; o cesedin şefkatle havâicini ihzar eder. Aynı zamanda Rezzak ismi tecellîsi görünüyor; o zîhayatın bekasına lâzım maddî ve mânevî rızkını ummadığı tarzda veriyor, ve hâkezâ...

Demek, Muhyî kimin ismi ise, kâinatta nurlu ve muhit olan Hakîm ismi de Onundur ve bütün mahlûkatı şefkatle terbiye eden Rahîm ismi de Onundur ve bütün zîhayatları keremiyle iaşe eden Rezzak ismi dahi Onun ismidir, ünvanıdır, ve hâkezâ...

Demek, herbir isim, herbir fiil, herbir eser öyle bir burhan-ı vahdâniyettir ki, kâinatın sayfalarında ve asırların satırlarında yazılan ve mevcudat denilen bütün kelimâtı, Kâtibinin nakş-ı kalemi olduğuna delâlet eden birer mühr-ü vahdâniyet, birer hâtem-i ehadiyettir.ilaahir…

gibi bir nazarla ve bu nazara duanın en müessir sebebi olan okumakla..bu büyük kitab-ı kebiri o nurla müşade etmek…deliller mesamatıyla sonsuz şehadetle nimetlenmek için muntazır bir ihtiyaç ve iştiyakla mütevaccih olup beklemek…


Allahım! "Benim ve benden evvelki peygamberlerin sözleri içinde en faziletlisi Lâ ilâhe illâllah'tır" buyuran zâta ve âl ve ashabına salât ve selâm et. [Muvatta', Kur'ân: 32; Hac: 246; el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:153; el-Elbânî, Sahihu'l-

Câmii's-Sağîr, no. 1113]

İşte şu Zât (A.S.M.), şu mevcûdat Hâlikının vahdaniyetinin hakkaniyeti derecesinde hak bir bürhan-ı nâtık, bir delil-i sâdık olduğu gibi, haşrin ve saadet-i ebediyenin dahi bir bürhan-ı kâtıı, bir delil-i sâtııdır. S.)



Selam ve dua