+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 24

Konu: Zindan-ı Atalet

  1. #1
    Ehil Üye nâme-i nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    1.460

    Standart Zindan-ı Atalet

    Sual: Zindan-? atâlete düştüğümüzün sebebi nedir?

    Cevap: Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. ?şte, himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydan?na ç?kt?ğ? vakit, en evvel düşman-? şedîd olan
    yeis rastgelir. Kuvve-i mâneviyesini k?rar. Siz o düşmana karş? k?l?nc?n? istimal ediniz.

    Sonra müzahemetsiz olan hakk?n hizmetinin yerini zapteden meylüttefevvuk istibdad? hücuma başlar. Himmetin baş?na vurur, at?ndan düşürttürür. Siz hakikatini o düşmana gönderiniz.

    Sonra da ilel-i müteselsiledeki terettübü atlamakla müşevveş eden aculiyet ç?kar, himmetin ayağ?n? kayd?r?r. Siz, ’yu siper ediniz.

    Sonra da, medeni-i bittab olduğundan ebnâ-y? cinsinin hukukunu muhafazaya ve hakk?n? onlar içinde aramaya mükellef olan insan?n âmâlini dağ?tan fikr-i infiradî ve tasavvur-u şahsî karş? ç?kar. Siz de, olan mücahid-i âlîhimmeti mübarezesine ç?kar?n?z.

    Sonra, başkas?n?n tekâsülünden görenek f?rsat bulup, hücum edip belini k?rar. Siz de, olan h?sn-? hasîni himmete melce ediniz. Sonra da acz ve nefsin itimats?zl?ğ?ndan neş’et eden ve işi birbirine b?rakmak olan düşman-? gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur. Siz de, olan hakikat-i şâhikay? üzerine ç?kar?n?z. Tâ, o düşman?n eli o himmetin dâmenine yetişmesin.

    Sonra, Allah’?n vazifesine müdahale eden dinsiz düşman gelir; himmetin yüzünü tokatlar, gözünü kör eder. Siz de, olan kâr-âşina ve vazifeşinas olan hakikati gönderiniz. Tâ onun haddini bildirsin.

    Sonra, umum meşakkatin anas? ve umum rezaletin yuvas? olan meylürrahat geliyor. Himmeti kaydeder, zindan-? sefalete atar. Siz de, olan mücâhid-i âlicenab? o cellâd-? sehhara gönderiniz. Evet, size meşakkatte büyük rahat var. Zira, f?trat? müteheyyic olan insan?n rahat? yaln?z sa’y ve cidaldedir.



    ben şahsen bu ifadenin teker teker incelenmesini istiyorum. başl?k daha önce işlenmiştir san?r?m. fakat yeniden işlenmesini öneriyorum. işlensin ki akl?m?zda kals?n.. evvelki işlenen konulara çağumuz tenezzül edip te bakm?yoruz çünkü.

  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı nâme-i nur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ben şahsen bu ifadenin teker teker incelenmesini istiyorum. başlık daha önce işlenmiştir sanırım.
    O zaman o linki verin de bazı şeyler mükerrer olmasın hem de bir fikir versin benim gibi gafillere.

  3. #3
    Gayyur güldestenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    55

    Standart

    Alıntı nâme-i nur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster



    ben şahsen bu ifadenin teker teker incelenmesini istiyorum. başlık daha önce işlenmiştir sanırım. fakat yeniden işlenmesini öneriyorum. işlensin ki aklımızda kalsın.. evvelki işlenen konulara çağumuz tenezzül edip te bakmıyoruz çünkü.
    katılıyorum kardeş incelenirse bizde faydalanmış oluruz ..

  4. #4
    Ehil Üye nâme-i nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    1.460

    Standart

    şimdi nas?l olsun herbir atalet sebebi için ayr? başl?k aç?lmas? uygun olur mu acaba?

  5. #5
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı nâme-i nur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sual: Zindan-ı atâlete düştüğümüzün sebebi nedir?

    Cevap: Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. İşte, himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedîd olan
    yeis rastgelir. Kuvve-i mâneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı kılıncını istimal ediniz.
    İnsan fıtratı ve enerjisi olan şevki gereği maksuduna ulaşmak ister. Fakat kendi güç ve kuvvetine bakar görür ki ne hadiseleri kontrol edebiliyor ne de kendini, bu aşamada imtihan gereği sanki onları kendisi yapmaya mecbur ve de mükellefmiş gibi düşünür bakar ki onları yapmaya gücü yetmiyor hemen ümitsizliğe yani ye'se kapılır.

    Rabbimiz de bu psikolojiyi ve bu fıtratımızı iyi bildiği için hemen reçeteyi bize Kur'ani bir tarzda gönderiyor adeta. La taknatu min rahmetillah ile o düşmanımızı devre dışı tutuyoruz. Ve diyoruz ki benim vazifem belli Rabbimin vazifesi belli. Ben kendi vazifemi yapmalıyım. gerisini ise rabbimim hikmetine havale etmeliyim der ve ye'sini kudret-i İlahiyenin celbine kullamaya başlayarak tenbellikten kurtulur.
    Ezcümle:

    İ’lem eyyühe’l-aziz! Gafil olan insan, kendi vazifesini terk eder, Allah’ın vazifesiyle meşgul olur. Evet, insan, gafletten dolayı, iktidarı dahilinde kolay olan ubudiyet vazifesinin terkiyle, zayıf kalbiyle rububiyet vazife-i sakilesinin altına girer, altında ezilir. Ve aynı zamanda bütün istirahatini kaybetmekle asi, şaki, hain adamların partisine dahil olur.

  6. #6
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı nâme-i nur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster


    Sonra müzahemetsiz olan hakkın hizmetinin yerini zapteden meylüttefevvuk istibdadı hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür. Siz hakikatini o düşmana gönderiniz.
    İnsan fıtratı şöhrete düşkün medhe meftun nefs-i emmareye sahiptir. Bu özelliği gereği de her durumda bunu sergiler. Herhangi bir iş yaparken de diğer insanlardan kendisinin üstün olması gerektiğini nefs-i emmaresini kumanda eden şeytan üfler. İnsan da amellerini yaparken kendini bu anlamda değerlendir ve onları alt etmek ve onları geçerek üstünlüğünü kurmak ister. Ama o sebebler ortadan kalkınca da bir amacı olmayacak ve yapması gereken bir amacı da kalmayacaktır. Zira üstünlük tasladığı insanlardan kendinin olan bir özelliği yoktur ve onlar da bundan belki de habersizlerdir. Üstün olsa bile bu duygusunu tatmin ettiği için bir ideali de kalmayacak dolayısıyla da performansı sukut edecekdir.

    Ezcümle:


    İ’lem eyyühe’l-aziz! Ey nefis! Eğer takva ve amel-i salihle Halıkını razı ettiysen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kafidir. Eğer halk da Allah’ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirlerse, iyidir. şayet onlarınki dünya hesabına olursa, kıymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi aciz kullardır. Maahaza, ikinci şıkkı takip etmekte şirk-i hafi olduğu gibi, tahsili de mümkün değildir. Evet, bir maslahat için sultana müracaat eden adam sultanı irza etmişse, o iş görülür. Etmemişse, halkın iltimasıyla çok zahmet olur. Maamafih, yine sultanın izni lazımdır. İzni de rızasına mütevakkıftır.

    "Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al.
    Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar."


    Eğer işlerini insanlara karşı üstünlük olarak değil de Allah'ın rızasına uygun yapıp Allah nezdinde tefevvuk etmek isterse orada sonsuz bir terakki olduğundan hedefi daima revize olacak ve de şevkle faaliyete devam edecekdir.

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.
    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.

  7. #7
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı nâme-i nur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Sonra da ilel-i müteselsiledeki terettübü atlamakla müşevveş eden aculiyet çıkar, himmetin ayağını kaydırır. Siz, ’yu siper ediniz.
    Cenab-ı Hakkın Hakim ismi mucibince bu dünyada bazı neticeleri elde etmek için uyulması gereken basamaklar ve tertipler vardır.Neticelerin ortaya çıkması bu kanuna bağlanmıştır. Şeytan insanın acelecilik damarından istifade ederek biran evvel neticeye insanı ulaşmasını telkin eder ki bu anlamdaki aceleye peygamberimiz " acele şeytandır" demiştir. Bir an evvel neticeye ulaşmak isteyen acul insan uyması gereken kademelri ya atlar ya unutur ya da dikkat etmeyerek dolayısıyla neticenin tahakkukuna mani olur.. Dolayısıyla da netice ortaya çıkmazsa ya da çıkmayacağını anlarsa çalışmayı yarıda bırakır.

    Halbuki başta da dediğimiz gibi, bu dünyada bir neticenin tahakkuku çeşitli sebeblere bağlanmış insan sabırla ama üzerine düşen vazifeleri kademelerini dikkat ederek yaparsa o natice galiben tahakkuk edeceğinden ve neticeyi de göreceği için sürekli çalışmak isteyecek böylece tenbellik ve ataletten kurtulacaktır.


    Ezcümle:"Cenâb-ı Hak, Hakîm ismi muktezası olarak, vücud-u eşyada, bir merdivenin basamakları gibi bir tertip vaz etmiş.

    Sabırsız adam, teennî ile hareket etmediği için, basamakları ya atlar düşer veya noksan bırakır, maksut damına çıkamaz. Onun için hırs mahrumiyete sebeptir"mekt.

    Sabır ise, müşkülâtın anahtarıdır ki, Resmin orjinal boyutunu görmek için tıklayınız. ("Hırslı olan kimsenin ümidi boşa çıkar ve hüsrâna uğrar." "Sabır, ferahlık ve genişliğin anahtarıdır.") durub-u emsal hükmüne geçmiştir. Demek, Cenâb-ı Hakkın inâyet ve tevfiki, sabırlı adamlarla beraberdir. mekt

  8. #8
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı nâme-i nur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sonra da, medeni-i bittab olduğundan ebnâ-yı cinsinin hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramaya mükellef olan insanın âmâlini dağıtan fikr-i infiradî ve tasavvur-u şahsî karşı çıkar. Siz de, olan mücahid-i âlîhimmeti mübarezesine çıkarınız.
    İnsan fıtratı gereği diğer insanların mesailerine ihtiyaç duyar. Zira hayat levazımatını tek başına tedarik etmesi mümkün değildir. İster istemez diğer insanlarla ilişkiler içinde olmak zorunda ve kendi de onlara bir şeyler vermek mukabilinde ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu yapıda ve keyfiyette olan bir insan, eğer şahsi ve ben merkezli hayat düşünürse; hem kendi kapasitesi kadar ihtiyaçlarını karşılayabilecek hem de diğer insanlardan kendini soyutlamış olacaktır. Bu durum da belli bir seviyeye kadar o insanı idare edecek. Derken insan ihtiyaçlarını tedarik etmede zorlanacağı için her şeyi boş verecek derken tembellik de yardım ederek kişi çalışmalarını ya yavaşlatacak ya da sona erdirecektir.

    Halbuki insan kendisinin hayatının diğer insanlarla birlikte hareket edildiğinde daha da kolaylaşacağını, diğer taraftan da kendisinin de onlara faydası dokunduğu için onlardan aldığı motive edici taltif ve takdirle mesaisini artıracak hem şahsi hayatını hem de sosyal hayatını daha da iyi şekillenmesini sağlayacaktır ki, Peygamberimiz bunu teşvik etmek için “İnsanların en hayırlısı, onlara faydalı olandır” diyerek belirtmiştir.


    Ezcümle:

    “İnsan, en müntehap şeyleri ister, en güzel şeylere meyleder, ziynetli şeyleri arzu eder, insaniyete layık bir maişet ve bir şerefle yaşamak ister.

    Şu meyillerin iktizası üzerine, yiyecek, giyecek ve sair hacetlerini istediği gibi, güzel bir şekilde tedarikinde çok san’atlara ihtiyacı vardır. O san’atlara vukufu olmadığından, ebna-yı cinsiyle teşrik-i mesai etmeye mecbur olur ki, herbirisi, semere-i sa’yiyle arkadaşına mübadele suretiyle yardımda bulunsun ve bu sayede ihtiyaçlarını tesviye edebilsinler.” İ.İ’caz.

    “Maatteessüf, güzel şeylerimiz gayr-ı müslimler eline geçtiği gibi, güzel olan ahlâklarımızı da yine gayr-ı müslimler çalmışlar. Güya bir kısım içtimaî ahlâk-ı âliyemiz yanımızda revaç bulmadığından, bize darılıp onlara gitmiş. Ve onların bir kısım rezâili, kendileri içinde çok revaç bulmadığından cehaletimizin pazarına getirilmiş.

    Hem, büyük bir taaccüple görmüyor musunuz ki,
    terakkiyat-ı hâzıranın üssü’l-esası ve belki din-i hakkın muktezâsı olan "Ben ölürsem devletim, milletim ve ahbaplarım sağdırlar" gibi kelime-i beyza ve haslet-i hamrâyı gayr-ı müslimler çalmışlar? Çünkü onların bir fedâisi der: "Ben ölürsem milletim sağ olsun; içinde bir hayat-ı mâneviyem vardır." Ve bütün sefaletin ve şahsiyatın esası olan "Ben öldükten sonra dünya ne olursa olsun. İsterse tûfan olsun" veyahut (Ben susuzluktan ölürsem, tek damla bile yağmasın!) olan kelime-i humaka ve seciye-i avra, himmetimizin elini tutmuş, rehberlik ediyor.

    İşte, en iyi haslet ki, dinimizin muktezasıdır: Biz ruhumuzla, canımızla, vicdanımızla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle demeliyiz ki: "Biz ölsek, milletimiz olan İslâmiyet haydır, ilelebed bâkîdir. Milletim sağ olsun. Sevâb-ı uhrevî bana kâfidir. Milletin hayatındaki hayat-ı mâneviyem beni yaşattırır; âlem-i ulvîde beni mütelezziz eder. (Ölüm, Nevruz günümüzdür, baharımızdır.) deyip, nurun ve hamiyetin nurlu rehberlerini kendimize rehber etmeliyiz.” Münazarat.

  9. #9
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı nâme-i nur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sonra, başkasının tekâsülünden görenek fırsat bulup, hücum edip belini kırar. Siz de, olan hısn-ı hasîni himmete melce ediniz.
    İnsan yukarıdaki tuzakları geçirdikten sonra kendi iç hesaplaşması tamamlanmış sıra çevre faktörlerine gelmiştir. Bakar ki kendi hizmet etmek ve çalışmak istiyor, görür ki bazıları tembellik yapıyor, kendi onları örnek alır aman be dedirtir. Böyle olunca da şevki söner, çalışmasını yarıda bırakır. Halbuki durum böyle değildir. Tamamen tersine bir hareket sergilemesi gerekmektedir. Tembel insanları dahi harekete geçirici bir misyon kendine belirlemeli ve tekasülü harekete tebdil etmek için müsbeti yani aktiviteyi devreye koymalıdır insan.

    Ezcümle:

    “Halbuki, üstad-ı mutlak, muktedâ-yı küll, rehber-i ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, ("Peygambere düşen, ancak tebliğ etmekten ibarettir." Nur Sûresi, 24:54. ) olan ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa’y ve gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş.”lemalar

    “Kötü emsal insana misal olmaz” darb-ı meselini de hatırda tutmak gerekir.

    “Hem bir nur talebesi bir kişi gitmişse onun hizmetini de ifa etmek için bunu kendine şiar edinmelidir” prensibine göre kim tembellik yapıyorsa o cihetiyle hizmetten gitmiş gibi düşünüp onun aksattığı hizmetleri de yaptığında tekasülü harekete ve ataleti de faaliyete tebdil etmiş olacaktır.

    “Hem deme, "Ben de herkes gibiyim." Çünkü, herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musîbette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.” sözler

  10. #10
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı nâme-i nur Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sonra da acz ve nefsin itimatsızlığından neş’et eden ve işi birbirine bırakmak olan düşman-ı gaddar geliyor. Himmetin elini tutup oturtturur. Siz de, olan hakikat-i şâhikayı üzerine çıkarınız. Tâ, o düşmanın eli o himmetin dâmenine yetişmesin.
    İnsan tekasülü atar atmaz bu seferde karşısına, ya nasıl olsa hizmet eden , iş yapan çok kendi de hizmet etmek istiyor fakat acz ve nefsin bu noktadaki mutmainsizliğinden dolayı işi başkalrına havale eder, bir kabak patlayacaksa başkasının başında patlasın diyerek havale tarzında tembelliğe kendini atar.

    Halbuki, insan gayret ve azimle donatılmış bir eşref-i mahluktur. Neticeyi ve işlerin genelini değil o anda ne yapılması gerekiyor kendine de bu pastadan ne düşüyorsa onu yapmakla mükellef bilse hem faaliyet olacak hem de hizmet olacak hem de performans katlanacaktır.Zira ("Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar veremez." Mâide Sûresi, 5:105.) ayeti insanı bu noktada motive etmektedir. Sürekli Allah'ın emrine uygun yaşamak isteyen insan bu konuda da kendini doğru yol olan kendisinin hizmetle mükellef olduğunu bilmekle bir asker gibi emre amade pozisyon alır ve halin gerektirdiği çalışmayı derhal yapar ve bunu da başkalrına havale etmez..

    Ezcümle:

    "Ve külfet ve hizmet makâmında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifâde-i huzûzât makâmında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmârenin muktezâsıdır.

    Şu makamda tezkiyesi, tathîri, terbiyesi; şu hÂlin aksidir. Yani, nisyân-ı nefs içinde nisyan etmemek; yani, huzûzât ve ihtirasâtta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek." mes.nur

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nurda Atalet, Tembellik Tedavi Edici Hakikatler...(İnşaallah)
    By MuM in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 02.06.15, 02:45
  2. Zindan Yüreklim
    By BiRDüNYaUMuT in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.06.12, 13:38
  3. Zindan-ı Atâlete Düştüğümüzün Sebebi!
    By Müellif-e in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 17.03.09, 12:50
  4. Üstad Yetişince Zindan Aydınlandı
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.01.09, 22:26
  5. Zindan-ı Ataletin Sebeplerinden ''Meylürrahat''
    By nâme-i nur in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 25.12.07, 02:17

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0