+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 ve 8

Konu: Kader, Kaza ve Ata'dan İncelikler

  1. #1
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    KADER, KAZA VE ATADAN ?NCEL?KLER

    ?slâm?n aç?klanmam?ş hiçbir meselesi yoktur. Her konusu gayet aç?k bir şekilde anlat?lm?şt?r. Ancak halk aras?nda baz? ?slâmî konular yanl?ş anlaş?labilmiştir. Bunlar?n baş?nda da “kader” konusu gelmektedir. Bu konu imanî bir mesele olduğu için, baz? îtikadî sapmalar içine girildiği de görülmüştür. Doğru ?slâmiyeti ve ?slâmiyete lây?k doğruluğu öğrenmek ve yaşamak gerekmektedir. Doğru ?slâmiyeti öğrenmek ve yaşamak için de doğru kaynaklara—Kur’ân, Sünnet ve özellikle Risâle-i Nur’lara—başvurmam?z gerekir.

    Kader meselesi Kur’ân-? Kerim’de şu âyetlere dayanmaktad?r:

    “Göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan, evlât edinmemiş olan, hükümranl?kta ortağ? bulunmayan, her şeyi bir ölçüye göre yarat?p kaderini tayin eden...” (Furkan Sûresi: 2) “Ne yeryüzünde vaki olan, ne de sizin baş?n?za gelen hiçbir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazm?ş olmayal?m. Bu, Allah için pek kolayd?r.” (Hadîd Sûresi: 22) “Allah dilemedikçe, siz hiçbir şey dileyemezsiniz!” (?nsân Sûresi: 30) “O’nun kat?nda her şey bir takdir (kader) iledir.” (Ra’d Sûresi: 8) “De ki; Allah’?n bizim için yazd?ğ?ndan başkas? bize erişmez!” (Tevbe Sûresi: 51)

    Kader, Cenab-? Hakk?n kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bilip, Levh-i Mahfuz’unda (her şeyin yaz?l?, kay?tl? olduğu kader levhas?) takdiri ve yazmas?d?r. Takdir-i ?lâhîdir.

    Kadere iman, yani her şeyin Allah’?n takdiriyle olduğuna inanma, iman?n rükûnlar?ndand?r. Bir mü’min, her şeyi, hatta fiilini, nefsini Allah’a vere vere sonunda teklif (imtihan) ve mesuliyetten kurtulmamas? için karş?s?na cüz-i ihtiyar (seçme, dileme, irade) ç?kmakta, ona ‘Mesul ve mükellefsin!’ demekte; yine yapt?ğ? iyilikler ile gururlanmamas? için de “kader” karş?s?na ç?k?p ‘Haddini bil, yapan sen değilsin’ demektedir. (26. Söz)

    Kader bir ilimdir. Her şeye manevî ve hususî kal?p hükmünde bir miktar tayin eder. Her şeyin bir haddi vard?r. Kaderin çizdiği bu miktar ve s?n?r, o şeyin vücuduna bir plan, bir model hükmüne geçer. Bitkilerin çekirdeklerinde bulunan kuvveler (kuvvet, güç, kabiliyetler) kader kalemiyle yaz?lm?şt?r ve kuvveden fiile (harekete) geçmeleri o kader plan?na göre olmaktad?r.

    Kader ve kaza meselesi bütün ?slâm âlimlerini ve de felsefecilerini meşgul etmiş bir meseledir. Kader ve kaza, Allah’?n irade ve kudret s?fatlar?n?n zarurî bir gereğidir. Çünkü şu kâinatta cereyan eden hadiselerin tamam? bir ilme, bilgiye dayand?ğ? gibi, meydana gelmeleri de bir kudretle gerçekleşmektedir. Onlar? bilen ve yaratmaya kudreti yeten Zat, onlar?n yokluktan varl?ğa ç?kmalar?n? irade etmiştir. Allah’?n ilmi, kudreti, iradesi ve diğer s?fatlar?yla yaratt?ğ? bu kâinat ve şu hadiseler, elbette ki bir tayin ve takdire, bir plan ve esasa dayanmaktad?r. ?şte kader bu plan?n takdir edilmesi, kaza ise icra edilmesi, yani yerine getirilmesi demektir.

    Kader, varl?klar?n ve hadiselerin bütün halleri ve vas?flar?yla, sebepleri ve şartlar?yla, hâiz olacaklar? kuvvet ve kabiliyetleriyle, varl?k âlemine gelecekleri zaman ve mekânlar?yla Allah (cc) taraf?ndan ezelde tayin buyurulmas? ve bir tertip ile kaydedilmesi demektir.

    Kaza ise ezelde takdir olunan her şeyin Allah’?n halk ve icad?yla vücut sahas?na ç?kmas? demektir.

    Bu izahlara göre, kader ilim s?fat?na, kaza ise kudret s?fat?na dayanmaktad?r. Kader kazadan önce ve daha şümullüdür. Her kaza olunan şey kaderde vard?r, fakat kaderde olan her şey kaza olmuş denilemez. Yarat?lmayan şeyler kaderdedir, yani Allah’?n ilmindedir, onlar için ancak kaza edilmemiş diyebiliriz.

    Kaderin kazadan daha geniş ve etrafl? olmas?n? şöyle de aç?klayabiliriz:

    Bir kişi Allah’?n (cc) yasaklad?ğ? fiilleri işlerse isyankâr olmuş olur. Ayn? insan, Allah’?n (cc) emirlerini yerine getirirse iyi bir insan ve makbul bir kul olur. ?şte birbirine z?t olan bu iki netice de kaderdir. Allah, asi ve salih olman?n yollar?n? ezelde böylece tayin ve takdir buyurmuştur. ?nsanlar bu iki yoldan hangisine giderse, onun neticesine var?r. Burada kader zorlay?c? değildir. Seçen biziz ve sonucuna katlanmak da bize ait olmal?. Bizler ister, meyleder ve seçeriz, Allah da seçtiğimiz filleri kudreti ile yarat?r. ?şte bu neticenin yarat?lmas? kazad?r ve ayn? zamanda ?lâhî takdirin gereği olduğu için de kaderdir.

    Ayr?ca “Atâ, kaza ve kader” Allah’?n (cc) üç kanunudur. Bir şey hakk?nda verilen karar kader, o karar?n infaz? (yerine gelmesi) kaza, karar?n iptaliyle hükmü kazadan affetmek atâ demektir. Atâ; bağ?şlama ve lütûftur. “Atâ, kaza kanununu, kaza da kaderi bozar... Evet, yumuşak bir otun damarlar?, kat? taş? deldiği gibi, atâ da kaza kanununun katiyetini deler. Kaza da ok gibi kader kararlar?n? deler. Demek atân?n kazaya nispeti, kazan?n kadere nispeti gibidir. Atâ, kaza kanununun şümûlünden ihraçt?r; kaza da kader kanununun külliyetinden ihrac?d?r.” (Mesnevî-i Nuriye, s. 175)

    Meselâ, bir musibetin ve belân?n takdir edilip yaz?lmas? kader, belân?n nüzûlü (inmeye başlamas?)—infaz?—kaza, sadakan?n belây? durdurmas? ise atâd?r.

    Tîn Sûresi’nde de atâ, kaza ve kadere örnek vard?r.

    “And olsun ki, Biz, insan? en güzel bir şekilde yaratt?k. Sonra da onu en aşağ? seviyeye indirdik—ancak iman eden ve güzel işler yapanlar müstesna.” (Tîn Sûresi: 4-6) Bu âyette insan?n en güzel sûrette yarat?lmas? kader, sonra da onun kendi iradesi ile en aşağ?ya inmesi kaza ve iman edip güzel işler yapanlar?n bundan müstesnâ kalmas? ise atâ kanununun şümulüne dahil olmal?d?r.

    Öyleyse şöyle diyebiliriz:

    Atâ (Allah’?n şarta bağl? olarak, aff? ile infaz? kald?rmas?) kaza kanununu, kaza da kaderi değiştirebilir. “Bu hakikate vâk?f olan ârif, ‘Yâ ?lâhî! Hasenât?m (iyiliklerim) Senin atândand?r, seyyiât?m (günahlar?m) da Senin kazandand?r. Eğer atân olmasa idi, helâk olurdum’ der.” (Mesnevî-i Nuriye, s. 175)

    HER ŞEY KADERDE YAZILI ?SE...

    Cüz-i ihtiyarî veyahut irade-i cüz’iye, insana Allah’?n verdiği az bir arzu serbestliği, dilediği gibi hareket edebilme özelliğidir. Yani kullar?n hür ve serbest olarak hareket etme arzusudur. Kader ise; varl?klar?n ve hadiselerin bütün halleri ve vas?flar?yla, sebepleri ve şartlar?yla, hâiz olduklar? kuvvet ve kabiliyetleriyle, varl?k âlemine gelecekleri zaman ve mekânlar?yla Allah (c.c.) taraf?ndan ezelde tâyin buyurulmas? ve bir tertip ile kaydedilmesi demektir.

    Şimdi akla şöyle bir düşünce gelebilmektedir: “Madem her şey Allah taraf?ndan ezelde tayin buyurulmuş ve kaydedilmiş, öyleyse bizim bir sorumluluğunuz olmamas? gerekir.”

    Acaba öyle mi? ?nşallah bu çal?şmam?zla ‘kader, cüz-i ihtiyarî ve fiillerimizin yarat?lmas?’ konular?n?, Risâle-i Nur’daki hakikatlerin ?ş?ğ?nda aç?klamaya çal?şacağ?z. Gayret bizlerden, tevfik Allah’tan.

    Kaidedendir ki, bir şey vücudu vacib (gerekli) olmad?kça vücuda gelmez. Cüz-i irade (kullar?n iradesi, dilemesi) ile küllî irade (Allah’?n iradesi, dilemesi) bir şeyde birleştikleri zaman, o şeyin vücudu vacib (gerekli) olur ve derhal vücuda gelir. Yani Allah’?n küllî iradesi kulun itibarî bir emir olan cüz-i iradesine tâbîdir.

    Allah, cüz-i iradeyi küllî iradesinin taallukuna âdî bir şart k?lm?şt?r. Yani cüz-i irade herhangi bir şeyi tercih ettiğinde, küllî irade taalluk eder ve o fiil derhal vücuda gelir. Demek ki biz irademizle isteriz, dileriz ve seçeriz; Allah da küllî iradesi ve kudretiyle bizim o fiillerimizi yarat?r.

    Meselâ; Allah (c.c.) mânen “Ey kulum, ihtiyar?nla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mesuliyet sana aittir” demektedir. Bediüzzaman bunu şöyle örnekler: “Teşbihte hatâ olmas?n, sen bir iktidars?z çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer b?rak?p, ‘Nereyi istersen seni oraya götüreceğim’ desen; o çocuk yüksek bir dağ? istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette, ‘Sen istedin’ diyerek itâb edip, üstünde bir tokat vuracaks?n. ?şte, Cenâb-? Hak, Ahkemü’l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin irâdesini bir şart-? âdi yap?p, irâde-i külliyesi ona nazar eder.” (26. Söz)

    Aynen bu misâl gibi biz cüz-i irademizle hay?r ve şer tercihini yapt?ktan sonra Allah’?n küllî iradesi tecellî eder ve o fiil meydana gelir. Ancak biz şer ve günah olan? tercih edersek, mesul olur ve cezaya müstehak oluruz. Çünkü Allah bizi zorlamam?şt?r, daima hayr? tercih etmemizi istemiş, şerri seçmememizi emretmiştir. O zaman şerri isteyen bizim nefsimizdir ve sorumluluk da bize aittir. Allah bizim istediğimizi yaratm?şt?r. Çünkü bizler imtihan olmaktay?z. ‘Hangimiz daha güzel işler yapacağ?z?’ diye yarat?lm?ş?z. O zaman şöyle diyebiliriz: Bir mü’min, her şeyi, hatta fiilini, nefsini Allah’a vere vere sonunda teklif (imtihan) ve mesuliyetten kurtulmamas? için karş?s?na “cüz-i ihtiyar” (seçme, dileme, meyletme iradesi) ç?kmakta, ona “Mesul ve mükellefsin” demekte; yine kendisinden ç?kan iyilikler ile gururlanmamas? için de “kader” karş?s?na ç?k?p “Haddini bil, yapan sen değilsin” demektedir. (Sözler, s. 427)

    Bu meseleyi bir örnekle biraz daha açabiliriz:

    Bir asansöre binen kişi, beşinci kat?n düğmesine basmak yerine, zemin kat düğmesine basarsa elbette ki kimseye k?zmaya ve ‘Kaderim böyleymiş!’ demeye hakk? yoktur. Çünkü zemin kata kendi seçimi ile gitmiştir. Onu oraya gitmeye kimse zorlamam?şt?r. Şuna da dikkat etmek gerek: Asansörün haz?rlanmas?nda ve çal?şmas?nda, o insan?n hiçbir dahli yoktur.

    Kader ilim nevinden olduğu için, Cenâb-? Allah, ilm-i ezelîsiyle geçmiş, hâl ve gelecek zamanlar? bir bütün olarak kuşatmakta ve tüm zamanlar Onun ilminde hâl, yani yaşanan an hükmünde olmaktad?r. ?şte Cenâb-? Hak, tüm zamanlardaki her şeyi birden gören nazar?yla mukadderat? takdir etmiştir. Bu sebeple ‘ihtiyarî kader’ dediğimiz kaderimizi, biz kendi irademizle yazd?rm?ş?zd?r. Bizim tüm fiillerimizi ve seçimimizi, Allah ezelî ilmi ile bildiği için kadere yazm?şt?r. Fakat Allah’?n yazm?ş olmas?, bizim irademizi ortadan kald?rmaz. Bu hususu da şöyle anlayabiliriz: Malûmunuz, bilim adamlar?, Ay ve Güneş tutulmas?n? aylar ve y?llar öncesinden bilmekte, bunu bir yere kaydetmekte ve yazmaktad?r. Şimdi can al?c? soru gelmektedir: “Acaba Ay ve Güneş, bilim adamlar? yazd?ğ? için mi tutulmuştur? Yoksa Ay ve Güneşin tutulacağ?n?, ilim ve hesaplar?yla önceden bilmişler de, öyle mi yazm?şlard?r?” Elbette ki bilim adamlar? yazd?ğ? için tutulmam?şt?r. Onlar sadece cüz’î ilimleriyle ileride olacak tutulmalar? bilmişler ve bir ilim olarak bir yere yazm?şlard?r.

    Aynen öyle de Allah, ilm-i ezelîsiyle, bizim meyillerimizi ve yapacağ?m?z tercihleri bildiği için kadere yazm?şt?r. “Kaderimizi biz yazd?r?yoruz” cümlesinin izah? bu olmal?d?r. Demek ki kader, ilim nevinden olduğu için zorlay?c? değildir. Seçen biziz, küllî ve s?n?rs?z ilmiyle bunu bilen, yazan ve de yaratan Allah’t?r.

    ‘Izd?rârî kader’ ise tamamen Allah’?n iradesine bağl? olduğu için, bizler zaten orada mesul değiliz. Cinsiyetimiz, soyumuz, boyumuz, göz rengimiz… gibi bizim irademiz d?ş?nda kalan durumlar, ?zd?rârî kadere örnek verilebilir. Izd?rârî kader, sorgulanmaz ve itiraz da edilmez. Allah, burada istediği gibi küllî iradesi ile tasarruf eder; çünkü mülk Onundur.

    Cüz-i irademizle Allah’?n emirleri yerine getirmeyi ve nehiylerinden de sak?nmay? tercih etmek için, duâ edelim inşallah.

    B?Z ?STER?Z ALLAH YARATIR(?rade-i Cüz'iye)

    Kul, kendi fiilinin yarat?c?s? değildir. Kulun elinde ancak ve ancak emr-i itibarî dediğimiz kesb (kulun cüz-i iradesini, niyeti ve kasd? yönünde kullanmas?) vard?r. Zira, Allah’tan başka hakikî tesir, icad sahibi yoktur. Kul bir fiili işlemek talebinde bulunur, Allah da kudretiyle o fiili yarat?r. Allah hiçbir kulunu cebirle iş yapt?rmaya zorlamaz. Kulunun eline yaratma ve icad kabiliyeti olmayan küçük bir ihtiyar vermiştir. Kul o ihtiyar ile ister, Allah’?n küllî iradesi de kudretiyle tecellî eder ve fiiller böylece yarat?l?r.

    Bu noktada şöyle diyebiliriz. ?nsan?n elinde gayet zay?f, fakat seyyiât (kötülük) ve tahribatta gayet uzun; iyiliklerde k?sa cüz’î iradesi vard?r. ?nsan, iradesinin bir elini duâya, diğer elini istiğfara (tövbeye) verip, günah ve kötülüklerden kendini çekerek ebedî saadeti kazanabilir. Bediüzzaman’a göre, duâ ve tevekkül (sebeplere teşebbüs ettikten sonra neticeyi Allah’a b?rakma), hayra olan isteğe büyük bir kuvvet verdiği gibi; istiğfar ve tövbe de şerre olan meyilleri keser.

    Ancak, insan?n, yapt?ğ? kemâlât ve iyilikleri sahiplenmeye hakk? yoktur, çünkü kendi mülkü değildir, onlara güvenemez. Hem insan?n cesedi bile kendisinin değildir. Çünkü kendi san'at eseri değildir. O vücudu yolda bulmuş, yitik olarak mülk edinmiş de değildir. K?ymeti olmayan şeylerden olduğu için yere at?lm?ş, insan alm?ş değildir. Ancak, o vücut, içine ald?ğ? garip san'at, acayip nak?şlar?n şahitliğiyle, bir hikmet sahibi yarat?c?n?n kudret elinden ç?km?ş k?ymettar bir hane olup, insan o hanede emaneten oturur. O vücutta yap?lan binlerce tasarruftan, ancak bir tane insana aittir. (Mesnevî-i Nuriye, s. 57)

    “Ve kezâ esbab (sebepler) içerisinde en eşref (şerefli), en kuvvetli bir ihtiyar sahibi insan iken, ef’âl-i ihtiyariye (ihtiyarî fiiller) nam?yla kendisine mal zannettiği ef’âlin (fiillerin) ekl, şürb (yeme, içme) gibi en âdi bir fiilin husûlünde, yüz cüz’ünden ancak bir cüz’ü insana aittir.

    “Ve kezâ insan?n elindeki ihtiyar pek dard?r. Havass?n?n (duygular?n?n) en genişi hayal olduğu halde, o hayal ak?l ve akl?n semerelerini ihata edemez. Bunlar?, bu kadar büyük iken, nas?l daire-i ihtiyar?na idhal (dahil) edip, onlarla iftihar ediyorsun?

    “Ve kezâ şuurî (şuurlu) olmaks?z?n, senin lehine ve aleyhine çok fiiller cereyan etmektedir. O fiiller şuurî olduklar? halde, şuurun taalluk etmediğinden sabit olur ki, o fiillerin fâili bir Sâni’-i Zîşuur’dur (şuur sahibi bir Yarat?c?d?r). Ne sen fâilsin ve ne senin esbab?n (sebeplerin). Binaenaleyh malikiyet (sahip olma) dâvâs?ndan vazgeç. Kendini mehasin (iyilik, güzellik) ve kemâlâta (mükemmelliklere) masdar (kaynak) olduğunu zannetme. Ve kat’iyyen bil ki, senden sana yaln?z noksan ve kusur vard?r. Çünki sû’-i ihtiyar?nla (kötü tercih ve seçmenle), sana verilen kemalât? bile tağyir ediyorsun (bozuyorsun). Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir. Mehasinin (güzelliklerin) hep mevhubedir (ihsan edilmiş / bağ?şlanm?ş); seyyiât?n (günahlar?n) meksûbedir (kazan?lm?ş).” (Mesnevî-i Nuriye, s. 58)

    Öyle ise insan?n iyiliklere sahiplenme hakk? yoktur. Kötülüklerden ise sorumludur. ?yilikleri Allah’tan bilmek ve kötülükleri kendi nefsimizden bilmemiz gerekir. Cenâb-? Allah iyilik ve kötülüğün neticelerini Kitap ve sünnetle bize bildirmiştir. Biz kötü tercihimizin mesuliyetini çekmekle tam bir adalete mazhar oluruz. Allah-u Teâlâ Nisa Sûresinde şöyle buyurmuştur: “Sana güzellikten her ne ulaş?rsa, bil ki Allah’tand?r; kötülükten de baş?na her ne gelirse bil ki bu da sendendir.” (Nisa, s. 79)

    Çünkü bir nimetin vücudu, o nimetin umum şartlar?na bakar. Hâlbuki o nimetin yokluğu, bir tek şart?n yok olmas?yla oluyor. Meselâ; bir bahçeyi sulayan cetvelin deliğini açmayan adam, o bahçenin kurumas?na ve o nimetlerin yokluğuna sebep ve illet oluyor. Fakat o bahçenin nimetlerinin vücudu, o adam?n hizmetinden başka, yüzlerce şart?n vücuduna bağl? olmakla beraber, illet-i hakikî (hakiki tesir sahibi) olan kudret ve irade-i Rabbaniye (Allah’?n iradesi, dilemesi) ile vücuda gelir. (17. Lem’a)

    Demek ki bir fiilin yarat?lmas? için yüz şart gerekirse, bizim meylimiz ve istememiz sadece bir şartt?r. Doksan dokuz şart yerine gelse, bir şart eksik olsa o fiilin yarat?lmas? için şartlar tamamlanmam?ş olur, eksik kal?r.

    Ancak yüz şart yerine gelse bile, acaba o fiilin yarat?lmas? için yeterli midir? Hay?r değildir. Çünkü hakiki tesir sahibi olan Allah’?n iradesi ve kudreti tecellî etmeden o fiil yarat?lmaz. Onun için sebeplerin hiçbir tesiri ve icat kabiliyeti yoktur. Bizim irade-i cüz’iyyemiz de sebeplerden sadece birisidir. Allah bizim cüz-i irademizi kendi küllî iradesi ve kudretine bir şart yapm?şt?r.

    Abdulbaki
    Konu Abdulbaki tarafından (25.09.07 Saat 10:53 ) değiştirilmiştir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  2. #2
    Pürheves sliha87 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    Denizli
    Mesajlar
    264

    Standart

    Allah raz? olsun kardeş...
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 22:19 ) değiştirilmiştir.
    Hiç kimseyi bildiğinin ötesinde yargılayamazsın ve bildiğin ne kadar da az...halil cibran

  3. #3
    Pürheves arayis_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Mesajlar
    162

    Standart

    kardeşler Baki çimiç ne oldu bayağı yazışmaları vardı daha göremiyom bir şey mi oldu ne oldu.

  4. #4
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Muhterem kardeşim,Baki ÇİMİÇ bundan sonra Abdulbaki olarak devam ediyor ve siz kardeşlerinden çok çok dua istirham ediyor.Siz kardeşlerine de çok dua ediyor.Allah O'na sizler gibi hakiki iman kardeşlerini nasip etti.Bunun için Allah'a çok şükrediyor.Rabbim bizleri ve tüm ehl-i imanı iman nurundan ve istikametten ayırmasın.Selam Hüda'ya tabi olanların üzerine olsun.(Baki ÇİMİÇ)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  5. #5
    Pürheves arayis_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Mesajlar
    162

    Standart

    Amin. İnşallah...

  6. #6
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Muhterem Senai DEM?RC?'nin bizat kendi bilgisayar?ndan özel bir sohbetimizde ald?ğ?m kader ile ilgili yaz?s?n? paylaşmak istiyorum.Çok önemli ve ince noktalar? yakalam?ş Senai Demirci.

    Dilimizin alt?nda ne sakl?yoruz?
    Derler ya, insan dilinin alt?nda gizlidir. Özellikle sağl?k ve hastal?kla ilgili ifadeler dilimizin alt?nda saklad?ğ?m?z “insan?” ele veriyor gibi. Hayata, ölüme, hastal?ğa ve sağl?ğa yaklaş?m?m?z ağ?r felsefî imalar taş?yor. Özellikle de çağdaş haber dili, inand?ğ?m?z? söylediğimiz kaderle, ona göre yaşad?ğ?m?z? kabullendiğimiz ahiret hayat? ile ilişkimizi kopar?yor. Dilinize değmesi muhtemel böylesi birkaç cümleyi tahlil etmeye çal?şacağ?m.

    “Kemik erimesi kaderiniz olmas?n.”

    Bu sözle, “sak?n kemik erimesi olmak zorunda olduğunuzu düşünmeyin, yeni tedaviler var” denmek isteniyor. Yani, kaderde sizin için kemik erimesi yaz?lm?şt? ve hâlâ öyle yaz?yor ama siz kaderi ciddiye almay?n, kaderin d?ş?na ç?k?n. Kaderde yaz?l? olana mahkum değilsiniz. ?yi ama, yeni tedavilerin var olmas? da, yeni tedavilerin kemik erimesini önlemesi de kaderin içinde değil mi? Yoksa, kader diye bildiğimiz görmesi ve bilmesi s?n?rl? bir şey mi? “Yaşlan?nca kemik erimesi olacağ?n?z yaz?l? orada ama, siz bu yaz?dan kaçamak yap?n; kemik erimenizin olmad?ğ? kader-d?ş? bir hayat seçin” deme hakk?m?z var m?? Tedavi olmayan için kemik erimesi ne kadar kader ise, tedavi olan için kemik erimesi olmamas? o kadar kaderdir. Kemik erimesi olmamas?, sadece yeni bir kaderdir. Tedavi olarak kaderin d?ş?na ç?k?yor değiliz; bir kaderden bir başka kadere geçiyoruz o kadar. O halde şöyle de diyebilir miyiz: “Kemik erimemesi de kaderiniz olabilir.”
    “Falanca kalbine yenik düştü.”
    Kalp krizinden vefat eden sevdiklerimiz için kullan?r?z bu cümleyi. Nazik bir ölüm haberi verme biçimidir. “Kalbine yenik düştü.” Sormak gerek: Söz konusu muhterem ile kalbi aras?nda bir müsabaka yahut savaş m? vard? da, yenik düştü? Muhterem yaşasayd?, kalbi ona m? yenik düşecekti? ?llâ da biri kaybedip diğeri kazanacak m?? ?kisinin birden kazand?ğ? bir durum yok mudur? Yaşay?nca kalbin sahibi, ölünce kalbin kendisi kazand?ğ?na göre, hiç bar?ş ve huzur içinde olmad?lar m?? Oysa, kalp hastas? yahut böbrek hastas?-ölüm nedeni hangi organ? ise-zaafa uğrayan organ? ile ayn? safta değil midir? Yoksa biz kişi ile bedeni aras?nda “Ya sen ya ben!” diye süren bir savaş olduğunu mu farzediyoruz? Asl?nda, ölüm ve hayat aras?nda bir rekabet var diyebiliriz. Biri varsa diğeri yoktur. Yaşarken ölüm hayata yeniktir; ölünce hayat ölüme yenilir. En az?ndan bu anlamda, kişi ölünce kalbi de kendisi de yenilir ama bu durumda bile kalbine değil, kalbi ile birlikte yenik düşmüştür. Kald? ki, ölümün üzerimizde bir galibiyet sevinci yaşamas? imaj? da bana fazla mücadeleci geliyor. Ölüm bir asude ülke değil miydi?

    “Yakaland?ğ? amans?z hastal?ktan kurtulamad?.”
    Nedense, hastal?klar?n hemen hepsi amans?z oluyor; yani hiç laftan anlam?yor, söz f?rsat? vermiyor. Hastal?k bedenimizin bütünlüğü ve sağl?ğ? aleyhine bir gelişmedir; ancak “amans?z” denmeyi hak edecek bir baş?boşluk, baş?na buyrukluk içinde değildir. Daha doğar doğmaz bildiğimiz gibi bir gün bu hayata veda edeceğiz; hastal?k da bu vedan?n ac?-tatl? bahanesidir. Hastal?ğ? sanki kaderin d?ş?nda varolan, ipe sapa gelmez varl?k-d?ş? bir şeymiş gibi görmenin ipuçlar? sakl? bu sözde. Oysa hastal?k da bu bedenin ömrü içinde hesapta olan bir gelişmedir. Yani hayata başlarken ölüm de hastal?k da hesaba dahildir. Şimdiye kadar hastal?ğa yakalanmaktan kurtulan biri olmad?; olmayacak da. Üstelik hastal?k kaderî aç?dan bakt?ğ?n?zda hiç “emans?z” yani kurtuluşsuz değildir. Şifas? olmas? pekâlâ muhtemeldir; yoksa da, hepimizin sonu olan sonsuzluğa aç?lmaktad?r. “As?l yurt” ahiret yurdu olduğuna göre, “kurtulamayan” kimdir? As?l yurda dönmeden şimdilik burada kalan “kurtulmuş” say?lmal? m?d?r? Bir daha sözüm ona “o korkunç yer”e gitmeyecek midir? Yoksa hiç hesapta olmayan bir sona m? “yakalanacak”t?r?

    “Falanca yaşam mücadelesini kazand?.”
    Çoğunlukla kritik bir hastal?k ya da yaralanmadan ç?k?p hayata dönenler için kullan?l?r bu cümle. Uzun bir süredir yoğun bak?mda kalan yaral? yahut erken doğmuş bir bebek “yaşam mücadelesini kazand?” diye an?l?r. Tekrar sormak gerek, bu mücadelenin taraflar? kimler? Kim kazan?yor, kim kaybediyor? Kalbinin damarlar? t?kal?yken nefes al?p vermekte güçlük çeken bir adam, solunum cihaz?na bağl? küçücük çelimsiz bir bebek, nefes kesen bir cedelleşmeyi mi yürütmektedir? Görünüşte hayata bağlayan sebeplerin çoğu zay?flam?şken kendisine hayat bahşedilen birine muzaffer ve mağrur bir kumandan edas? m?, yoksa mahcup ve minnettar bir fukara edas? m? yak?ş?r? Sanki hayat? hayat? verene rağmen yaş?yoruz, öyle mi?

    Dr.Senai DEM?RC?
    Konu HakanBa tarafından (03.06.07 Saat 22:20 ) değiştirilmiştir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  7. #7
    Pürheves fem_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Mesajlar
    263

    Standart

    Allah razı olsun ağabey.
    Asya'nın Bahtının Miftahı Meşveret ve Şuradır.

  8. #8
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Allah razi olsun...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. “cenab-i hakk’in atâ, kaza ve kader naminda üç kanunu vardir”
    By gamze-i_dilruzum in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.04.20, 19:54
  2. Atâ, kaza, kader...
    By gamze-i_dilruzum in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 19.07.16, 08:53
  3. atâ, kazâ ve kader
    By _KimyA_ in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 02.09.14, 09:00
  4. Sual: Kader ve Kaza Ne Demektir? Lügat ve Istılahî Manaları Nelerdir?
    By katre_44 in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03.11.07, 19:25

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0