+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 18

Konu: Zahirden Hakikate Geçmek?

  1. #1
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart Zahirden Hakikate Geçmek?

    Birisi, akrebiyetin inkişafıyladır ki, nübüvvetteki kurbiyet ona bakar ve nübüvvet verâseti ve sohbeti cihetiyle Sahabeler o sırra mazhardırlar.


    İkinci sûret, bu'diyetimiz noktasında kat-ı merâtib edip bir derece kurbiyete müşerref olmaktır ki; ekser seyr ü sülûk-u velâyet ona göre ve seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî bu sûretle cereyan ediyor.
    İşte, birinci sûret sırf vehbîdir, kisbî değil; incizabdır, cezb-i Rahmânîdir ve mahbubiyettir. Yol kısadır, fakat çok metin ve çok yüksektir ve çok hâlistir ve gölgesizdir. Diğeri kisbîdir, uzundur, gölgelidir; acâib hârikaları çok ise de, kıymetçe, kurbiyetçe evvelkisine yetişemez. Meselâ, nasıl ki dünkü güne bugün yetişmek için, iki yol var: Birincisi, zamanın cereyânına tâbi olmayarak, bir kuvvet-i kudsiye ile fevka'z-zaman çıkıp, dünü bugün gibi hazır görmektir. İkincisi, bir sene kat-ı mesafe edip, dönüp dolaşıp, düne gelmektir; fakat yine dünü elde tutamıyor, onu bırakıp gidiyor. Öyle de, zâhirden hakikate geçmek, iki sûretledir. Biri, doğrudan doğruya hakikatin incizâbına kapılıp, tarîkat berzahına girmeden, hakikati ayn-ı zâhir içinde bulmaktır. İkincisi, çok merâtibden seyr ü sülûk sûretiyle geçmektir. Ehl-i velâyet, çendan fenâ-i nefse muvaffak olurlar, nefs-i emmâreyi öldürürler; yine Sahabeye yetişemiyorlar. Çünkü, Sahabelerin nefisleri tezkiye ve tathir edildiğinden, nefsin mahiyetindeki cihazât-ı kesîre ile ubûdiyetin envaına ve şükür ve hamdin aksâmına daha ziyâde mazhardırlar. Fenâ-i nefisten sonra ubûdiyet-i evliyâ besâtet peydâ eder.27. söz
    Hakikatı ayn-ı zahir içinde bulmak?

    seyr-i enfüsi ve seyr- afaki dairelerinde çok makamlar ve insanı cezb eden çok lezzetli haller oldugunu evliya beyanlarından işitiyoruz.

    Zahirden hakikate geçmek çok mertebesi ,hayreti,olan birdurum olsa gerektir.Çünkü Üstadımız Risale-i nur larda bu noktanın varlıgından bahs açıyor.Bu konu ile ilgili tecrübesi ve bilgisi olan kardeşlerimiz acaba lütfedip ,paylaşa bilirlermi? Allah razı olsun.

  2. #2
    Ehil Üye nâme-i nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    1.460

    Standart

    Cenab-ı Hakk'ın masivasına (yani kâinata) mana-yı harfiyle ve Onun hesabına bakmak lâzımdır.

    Mana-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır.


    Evet her şeyin iki ciheti vardır. Bir ciheti Hakk'a bakar. Diğer ciheti de halka bakar. Halka bakan cihet, Hakk'a bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf bir cam parçası gibi, altında Hakk'a bakan cihet-i isnadı gösterecek bir perde gibi olmalıdır. Binaenaleyh nimete bakıldığı zaman Mün'im, san'ata bakıldığı zaman Sâni', esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir.

    (Mesnevi-i Nuriye)



  3. #3
    Ehil Üye nâme-i nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    1.460

    Standart

    ....iman, kabuğunun içerisindeki lübbü gösterir.

    Küfür ise, lüb ile kabuğu tefrik etmez. Kabuğu aynen lübb bilir ve insanı cevherlik derecesinden kömür derecesine indirir.

    (Mesnevi-i Nuriye)


    îman insana hadiselerdeki ve mevcudattaki lübbe baktırır hadisenin kışrıyla değil Hakk'a bakan yüzüne müteveccih ederek zahirden hakikate geçmeye yol açar... şeklinde anlıyorum




  4. #4
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    yani melekut cihetinemi?

    Allah razı olsun çok güzel yorumlamışsınız.

  5. #5
    Ehil Üye Selim Akif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    2.965

    Standart

    Cenab-ı Hakkın mâsivâsına yapılan muhabbet iki çeşit olur. Birisi yukarıdan aşağıya nâzil olur; diğeri aşağıdan yukarıya çıkar. Şöyle ki:
    Bir insan en evvel muhabbetini Allah'a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla Allah'ın sevdiği herşeyi sever. Ve mahlûkata taksim ettiği muhabbeti, Allah'a olan muhabbetini tenkis değil, tezyid eder.
    İkinci kısım ise, en evvel esbabı sever ve bu muhabbetini Allah'ı sevmeye vesile yapar. Bu kısım muhabbet, topluluğunu muhafaza edemez, dağılır. Ve bazan da kavî bir esbaba rastgelir. Onun muhabbetini mânâ-yı ismiyle tamamen cezb eder, helâkete sebep olur. Şayet Allah'a vâsıl olsa da, vüsulü nâkıs olur.

    Hakikat burda Allahı bulmaktır..Ama üstad bunu iki biçimde olur diyor.....hakikatı bulmak iki çeşit olabiliyor....

    Bismillahirrahmanirrahim


    Elif, Lâm, Mîm.
    İnsanlar, imtihandan geçirilmeden,
    sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?


    Do men think that they will be left alone on saying,
    "We believe", and that they will not be tested?


  6. #6
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    [quote=ahmetnadimcavgan;81919]Birisi, akrebiyetin inkişafıyladır ki, nübüvvetteki kurbiyet ona bakar ve nübüvvet verâseti ve sohbeti cihetiyle Sahabeler o sırra mazhardırlar.


    İkinci sûret, bu'diyetimiz noktasında kat-ı merâtib edip bir derece kurbiyete müşerref olmaktır ki; ekser seyr ü sülûk-u velâyet ona göre ve seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî bu sûretle cereyan ediyor.
    İşte, birinci sûret sırf vehbîdir, kisbî değil; incizabdır, cezb-i Rahmânîdir ve mahbubiyettir. Yol kısadır, fakat çok metin ve çok yüksektir ve çok hâlistir ve gölgesizdir. Diğeri kisbîdir, uzundur, gölgelidir; acâib hârikaları çok ise de, kıymetçe, kurbiyetçe evvelkisine yetişemez. Meselâ, nasıl ki dünkü güne bugün yetişmek için, iki yol var: Birincisi, zamanın cereyânına tâbi olmayarak, bir kuvvet-i kudsiye ile fevka'z-zaman çıkıp, dünü bugün gibi hazır görmektir. İkincisi, bir sene kat-ı mesafe edip, dönüp dolaşıp, düne gelmektir; fakat yine dünü elde tutamıyor, onu bırakıp gidiyor. Öyle de, zâhirden hakikate geçmek, iki sûretledir. Biri, doğrudan doğruya hakikatin incizâbına kapılıp, tarîkat berzahına girmeden, hakikati ayn-ı zâhir içinde bulmaktır. İkincisi, çok merâtibden seyr ü sülûk sûretiyle geçmektir. Ehl-i velâyet, çendan fenâ-i nefse muvaffak olurlar, nefs-i emmâreyi öldürürler; yine Sahabeye yetişemiyorlar. Çünkü, Sahabelerin nefisleri tezkiye ve tathir edildiğinden, nefsin mahiyetindeki cihazât-ı kesîre ile ubûdiyetin envaına ve şükür ve hamdin aksâmına daha ziyâde mazhardırlar. Fenâ-i nefisten sonra ubûdiyet-i evliyâ besâtet peydâ eder.27. söz

    burada üstadımız sahabe meslegini ve tasavvuf meslegini ,arasındaki farklardan bahs ediyor

    ancak Risale-i nurda böyle bir yolun varlıgından ve bu mesleğin kısa ve keskin olduğunu anlatıyor.

    Ben müşahedatınızdan sormuştum?

    Çünkü diger yollarda çok meratip ve ezvak var.

    Çok tezahür ve hayret var.

    kardeşlerim sizler risale-i nur yoluyla ne tür müşahadeler anlayışlar zevkler ben bunlara muttali olmak istemiştim.




  7. #7
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    Zahirden hakikate geçmenin s?rlar?n? beyan eden bir risale olan 14. lema n?n ikinci makam?na dikkatle bakt?ğ?m?zda ince nükteler ve s?rlar? vermektedir...


    Dördüncü S?r: Hadsiz kesret içinde vâhidiyet tecellîsi, hitâb-? "?yyake na'büdü" -1- demekle herkese kâfi gelmiyor; fikir dağ?l?yor. Mecmûundaki vahdet arkas?nda Zât-? Ehadiyeti mülâhaza edip, "?yyake na'büdü ve iyyake neste?yn" -2- demeye küre-i arz vüs'atinde bir kalb bulunmak lâz?m geliyor. Ve bu s?rra binâen, cüz'iyâtta zâhir bir sûrette sikke-i ehadiyeti gösterdiği gibi, herbir nev'de sikke-i ehadiyeti göstermek ve Zât-? Ehadi mülâhaza ettirmek için, hâtem-i Rahmâniyet içinde bir sikke-i ehadiyeti gösteriyor. Tâ, külfetsiz, herkes her mertebede "?yyake na'büdü ve iyyake neste?yn" deyip, doğrudan doğruya Zât-? Akdese hitâb ederek müteveccih olsun.
    ?şte Kur'ân-? Hakîm bu s?rr-? azîmi ifade içindir ki, kâinat?n daire-i âzam?nda, meselâ semâvât ve arz?n hilkatinden bahsettiği vakit, birden, en küçük bir daireden ve en dakîk bir cüz'îden bahseder; tâ ki, zâhir bir sûrette hâtem-i ehadiyeti göstersin. Meselâ, hilkat-i semâvât ve arzdan bahsi içinde, hilkat-? insandan ve insan?n sesinden ve sîmâs?ndaki dekâik-? nimet ve hikmetten bahis açar; tâ ki fikir dağ?lmas?n, kalb boğulmas?n, ruh Ma'budunu doğrudan doğruya bulsun. Meselâ,
    -3-

    âyeti mezkûr hakikati mu'cizâne bir sûrette gösteriyor.
    Evet, hadsiz mahlûkatta ve nihayetsiz bir kesrette vahdet sikkeleri, mütedâhil daireler gibi, en büyüğünden en küçük sikkeye kadar envâ? ve mertebeleri vard?r. Fakat, o vahdet, ne kadar olsa, yine kesret içinde bir vahdettir; hakiki hitâb? tam temin edemiyor. Onun için, vahdet arkas?nda ehadiyet sikkesi bulunmak lâz?md?r; tâ ki, kesreti hat?ra getirmesin, doğrudan doğruya Zât-? Akdese karş? kalbe yol açs?n.
    Hem, sikke-i ehadiyete nazarlar? çevirmek ve kalbleri celb etmek için, o sikke-i ehadiyet üstünde gayet câzibedar bir nak?ş ve gayet parlak bir nur ve gayet şirin bir halâvet ve gayet sevimli bir cemâl ve gayet kuvvetli bir hakikat olan Rahmet sikkesini ve Rahîmiyet hâtemini koymuştur. Evet, o rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlar?n? celb eder, kendine çeker ve ehadiyet sikkesine îsâl eder. Ve Zât-? Ehadiyeyi mülâhaza ettirir ve ondan, "?yyake na'büdü ve iyyake neste?yn" 'deki hakiki hitâba mazhar eder

    ?şte "Bismillahirrahmanirrahim" Fâtihan?n fihristesi ve Kur'ân'?n mücmel bir hulâsas? olduğu cihetle, bu mezkûr s?rr-? azîmin ünvân? ve tercümân? olmuş. Bu ünvân? eline alan, rahmetin tabakât?nda gezebilir. Ve bu tercümân? konuşturan, esrâr-? rahmeti öğrenir ve envâr-? Rahîmiyeti ve şefkati görür.

  8. #8
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Biz Allah'a ne kadar yakınız? Allah bize ne kadar yakın? Kim kime daha çok yakınsa o santral çalıştırılmalıdır ki, daha rahat, daha kısa, daha selametli ve kesin netice versin.

  9. #9
    Gayyur nur_mütefekkiri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    101

    Standart

    Tevhid ve vahdette cemal-i ?lâhî ve kemâl-i Rabbanî tezahür eder.
    Eğer vahdet olmazsa, o hazine-i ezeliye gizli kal?r.
    Evet, hadsiz cemâl ve kemalât-? ?lâhiye ve nihayetsiz mehasin ve hüsn-ü Rabbanî ve hesabs?z ihsanat ve baha-i Rahmanî ve gayetsiz kemal-i cemal-i Samedanî, ancak vahdet âyinesinde ve vahdet vas?tas?yla
    şecere-i hilkatin nihayat?ndaki cüz'iyat?n sîmalar?nda temerküz eden cilve-i esmada görünür.


    Daire-i kesretin müntehas?ndaki cüz'iyat?n, cüz'iyat-? ahvalinde tevhid noktas?nda cemal-i ?lahînin ve kemal-i Rabbanînin binler enva'? ve yüzbin çeşitleri onlarda temerküz cihetinde görünür, anlaş?l?r, bilinir, tahakkuku sabit olur.

    ?şte tevhidde cemal ve kemal-i ?lahînin kalben görünmesi ve ruhen hissedilmesi içindir ki;

    bütün evliya ve asfiya, en tatl? zevklerini ve en şirin manevî r?z?klar?n? kelime-i tevhid olan

    "Lâ ilahe illallah" zikrinde ve tekrar?nda buluyorlar.

    Hem kelime-i tevhidde azamet-i kibriya ve celal-i Sübhanî ve saltanat-? mutlaka-i

    rububiyet-i Samedaniyye tahakkuk etmesi içindir ki,
    Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: اَفْضَلُ مَا قُلْتُ اَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِى لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّهُ
    Yani: "Ben ve benden evvel gelen peygamberlerin en ziyade faziletli ve k?ymetli sözleri, "Lâ ilahe illallah" kelâm?d?r."

    Evet bir meyve, bir çiçek, bir ?ş?k gibi küçücük bir ihsan, bir nimet, bir r?z?k; bir küçük âyine iken,

    tevhidin s?rr?yla birden bütün emsaline omuz omuza verip ittisal ettiğinden, o nevi büyük âyineye dönüp o nev'e mahsus cilvelenen bir çeşit cemal-i ?lahîyi gösterir.
    2. Şua'dan...

    Konuyu böyle belki biraz açabiliriz...
    "Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehl olur."


  10. #10
    Ehil Üye _MerHeM_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    Alem-i şehadet
    Mesajlar
    2.225

    Standart

    Kardeşlerden fazla bir tecrübe ve beyan işitmediğimize göre zahirden hakikate geçende yok gibi heralde..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Daire-i Kudretten, Daireyi İlme Geçmek.
    By ademyakup in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 07.07.19, 00:33
  2. Mecazları Taşıyamıyor Hakikate Mihmandar Olan
    By BiRDüNYaUMuT in forum Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.06.13, 19:14
  3. Yönetimle İletişime Geçmek İstiyorum
    By livanur in forum İstek, Öneri ve Forum Yardımı
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04.07.08, 10:47
  4. Şaşaalı Geçmek ve İnsanlara İyi Görünmek
    By SeRDeNGeCTi in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.05.07, 12:20
  5. Biz Öyle Bir Hakikate Hayatımızı Vakfetmişiz ki;
    By elff in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 21.12.06, 15:13

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0