+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 26

Konu: Süluk Edenin Uğradığı Mertebeler ...

  1. #1
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart Süluk Edenin Uğradığı Mertebeler ...

    '' İ'lem eyyühe'l-aziz! Misafir olan bir kimse, seferinde çok yerlere, menzillere uğrar. Uğradığı her yerin âdetleri ve şartları ayrı ayrı olur.
    Kezalik, Allah'ın yolunda sülûk eden zat çok makamlara, mertebelere, hallere, perdelere rastgelir ki, bunların da herbirisi için kendine mahsus şartlar ve vaziyetler vardır. Bu şartları ve perdeleri birbirine halt edip karıştıran, galat ve yanlış hareket eder.

    Meselâ bir ahırda atın kişnemesini işiten bir adam, yüksek bir sarayda andelibin terennümünü, güzel sadâsını işitir. Eğer o terennümle atın kişnemesini fark etmeyip andelibden kişnemeyi talep ederse, kendi nefsiyle mugalâta etmiş olur. ''



    Bu kısım , mesnevi-i nuriye ' nin en ' hali ' mevzuların dan biri sanırım . Enfüsi alemde bizzat yaşanarak tecrübe ile hissedilebilcek bir mevzuya benziyor .
    Fakat yinede mümkün mertebe akla yaklaştırılabilirse çok sevinirim. Bilhassa verilen misal neleri sembolize ediyor olabilir ?

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  2. #2
    Vefakar Üye sadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    38
    Mesajlar
    303

    Standart

    şöyle bir misal verebilirmiyiz.bir şirkette normal çal?şanla genel müdürün konumuçok farkl?d?r.yani muattap olduklar? kişilerden tut çal?şt?klar? yerlere kadar farkl?d?r.bundan dolay? eğer bir genel müdür.o makama yak?şmayacak davran?şlarda bulunursa o makama göre davranmam?ş olur..

  3. #3
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Alıntı sadin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    şöyle bir misal verebilirmiyiz.bir şirkette normal çalışanla genel müdürün konumuçok farklıdır.yani muattap oldukları kişilerden tut çalıştıkları yerlere kadar farklıdır.bundan dolayı eğer bir genel müdür.o makama yakışmayacak davranışlarda bulunursa o makama göre davranmamış olur..
    Kardeş aynen bende böyle bişeyler anlıyor gibiyim , mesela bir alt makamda yaptığı bir gaflet bir üst makamda büyük bir kusur teşkil edebilir yani yapılan şey aynı şey ama ikinci makam aynı hareketi kaldırmaz ?

    Ama üstadın verdiği misal daha bi acayip geliyor

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  4. #4
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    Kezalik, Allah'ın yolunda sülûk eden zat çok makamlara, mertebelere, hallere, perdelere rastgelir ki, bunların da herbirisi için kendine mahsus şartlar ve vaziyetler vardır. Bu şartları ve perdeleri birbirine halt edip karıştıran, galat ve yanlış hareket eder.

    İmtihan dünyasında yaşadığımız için her an ''Elmas-Kömür- kıyası içerisindeyiz.
    Sülukta olan veyahutta o yola bir şekilde girmiş bulunan bizler,her an bu kıyas ve geçiş için bazı olaylar yaşamaktayız.Makam,mertebe,hal,perde...Bu kelimeleri almış üstad.Ben okurken aklıma şu geldi.Mesela bir gün gerek imani hakikatlerde gerek diğer mevzularda kendinizi Allah'a çok yakın hissediyorsunuz ,ki öyle ki kendiniz gizliden gizliye makamda terakki ettiğinizi seziyorsunuz.Haramlardan rahatca kacabileceğiniz vb..durumlar.Hele ki bir de helal dairede ve de imanlı insanların yanındaysanız.Ancak Allah-u teale bizi yine sınamaya devam ediyor.Başka bir yol çıkartıyor karşımıza.Bu sefer imtihan zorlaşıyor.İmanımızı muhafaza edebilmenin zor oldugu,ve her an tahrip olan ve de nefsi emmarenin farketmeden sözünü dinlemeye musait bir yere dogru yönlendirilme söz konusu oluyor.Bakalım burada nasıl bir kulluk göstereceğiz diye denenmeye devam ediyoruz.
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  5. #5
    Vefakar Üye sadin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    38
    Mesajlar
    303

    Standart

    Alıntı gulsah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kardeş aynen bende böyle bişeyler anlıyor gibiyim , mesela bir alt makamda yaptığı bir gaflet bir üst makamda büyük bir kusur teşkil edebilir yani yapılan şey aynı şey ama ikinci makam aynı hareketi kaldırmaz ?

    Ama üstadın verdiği misal daha bi acayip geliyor
    evet mesala üstadın bir çok virdleri var kendisine artık farz kabul etmiş.özellikle son 8 yılında akşam namazından sonra kimseyi almıyor.dediğiniz gibi bir süre sonra o mekruh ta olsa onun için büyük kabul ediliyor.bu da zaten takvadır.üstadın verdiği misalden daha çok şeylerde çıkar diye düşünüyorum...

  6. #6
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    Meselâ bir ahırda atın kişnemesini işiten bir adam, yüksek bir sarayda andelibin terennümünü, güzel sadâsını işitir.Eğer o terennümle atın kişnemesini fark etmeyip andelibden kişnemeyi talep ederse, kendi nefsiyle mugalâta etmiş olur. ''
    Burada da üstad mümtaz bir örnek vermiş.

    OLayların ve eşyaların karıştırılmaması ve ayırt edilebilmesi gerektiğini ve ayırt edemeyince nasıl bir hal,durum bizi beklediğini ifade etmiş...

    .Mesela atın kişnemesi,andelip kuşunun da güzel sadalar çıkarması çok normal.Ancak attan güel nameler,kuştan da kişneme beklersek veyahutta oyle algılarsak ozaman büyük bir hataya dümüş oluruz.Temsilde bu.

    Hakikatlerin yerine oturmaması olarak algıladım ben..Uslup ve ifade olayını örnek vererek temsili az da olsa açabiliriz.
    Diyelim ki Allah inancı zayıf olan bir insandan,tesettür emrini beklemek.
    Ya da günaha girmeyi severek istiyoruz dua ederken de o haram şeyi istiyoruz.Ancak duanın kabule yakın olması için de bazı sebeplerin de uygun olması gerekiyor gibi...
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  7. #7
    Ehil Üye gulsah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.641

    Standart

    Allah raz? olsun inşirah çok farkl? bi kap? açt?n . Böyle düşünmemiştim .

    Düşünmeye devam ediyorum
    Bakal?m Mevla nas?l kap?lar açacak

    ''Şahsın üslub-u beyanı , şahsın timsal-i şahsiyetidir.

    Ben ise :

    gördüğünüz veya işittiğiniz gibi , halli müşkil bir muammayım ''

    Said Nursi


  8. #8
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Aşağ?daki bölüm de acaba bu konuya aç?kl?k getirecek, değişik aç?l?mlara vesile olabilecek bir bölüm olabilir mi?


    Makamât-? evliyadan baz? makamlarda Mehdî vazifesinin hususiyeti bulunduğu ve Kutb-u Âzama has bir nispeti göründüğü ve Hazret-i H?z?r'?n bir münasebet-i hassas? olduğu gibi, baz? meşâhirle münasebettar baz? makamat var. Hattâ o makamlara Makam-? H?z?r, Makam-? Üveys, Makam-? Mehdiyet tabir edilir.
    ?şte bu s?rra binaen, o makama ve o makam?n cüz'î bir numunesine veya bir gölgesine girenler, kendilerini o makamla has münasebettar meşhur zatlar zannediyorlar. Kendini H?z?r telâkki eder veya Mehdî itikad eder veya Kutb-u Âzam tahayyül eder. Eğer hubb-u caha talip enâniyeti yoksa, o hâlde mahkûm olmaz. Onun haddinden fazla dâvÂlar? şatahat say?l?r; onunla belki mesul olmaz. Eğer enâniyeti perde ard?nda hubb-u caha müteveccih ise, o zat enâniyete mağlûp olup, şükrü b?rak?p fahre girse, fahirden git gide gurura sukut eder. Ya divanelik derecesine sukut eder veyahut tarik-i haktan sapar. Çünkü, büyük evliyay? kendi gibi telâkki eder, haklar?ndaki hüsn-ü zann? k?r?l?r. Zira, nefis ne kadar mağrur da olsa, kendisi, kendi kusurunu derk eder. O büyükleri de kendine k?yas edip kusurlu tevehhüm eder. Hattâ, enbiyalar hakk?nda da hürmeti noksanlaş?r.
    ?şte bu hâle giriftar olanlar, mizan-? şeriat? elde tutmak ve usulü'd-din ulemas?n?n düsturlar?n? kendine ölçü ittihaz etmek ve ?mam-? Gazâlî ve ?mam-? Rabbânî gibi muhakk?kîn-i evliyan?n talimatlar?n? rehber etmek gerektir. Ve daima nefsini itham etmektir. Ve kusurdan, acz ve fakrdan başka nefsin eline vermemektir.
    Bu meşrepteki şatahat, hubb-u nefisten neş'et ediyor. Çünkü muhabbet gözü kusuru görmez. Nefsine muhabbeti için, o kusurlu ve liyakatsiz bir cam parças? gibi nefsini bir p?rlanta, bir elmas zanneder. Bu nevi içindeki en tehlikeli bir hata şudur ki:
    Kalbine ilhamî bir tarzda gelen cüz'î mânÂlar? "kelâmullah" tahayyül edip, âyet tabir etmeleridir. Ve onunla, vahyin mertebe-i ulyâ-y? akdesine bir hürmetsizlik gelir. Evet, balar?s?n?n ve hayvânât?n ilhâmât?ndan tut, tâ avâm-? nâs?n ve havâss-? beşeriyenin ilhâmât?na kadar ve avâm-? melâikenin ilhâmât?ndan tâ havâss-? kerrûbiyyûnun ilhâmât?na kadar bütün ilhâmat, bir nevi kelimât-? Rabbâniyedir. Fakat mazharlar?n ve makamlar?n kabiliyetine göre, kelâm-? Rabbânî, yetmiş bin perdede telemmu eden ayr? ayr? cilve-i hitab-? Rabbânîdir.
    Amma vahiy ve kelâmullah?n ism-i has ve onun en bâhir misal-i müşahhas? olan Kur'ân'?n nücumlar?na ism-i has olan "âyet" nam? öyle ilhâmâta verilmesi, hata-y? mahzd?r. On ?kinci ve Yirmi Beşinci ve Otuz Birinci Sözlerde beyan ve ispat edildiği gibi, elimizdeki boyal? aynada görünen küçük ve sönük ve perdeli güneşin misali, semâdaki güneşe ne nispeti varsa; öyle de, o müddeîlerin kalbindeki ilham dahi, doğrudan doğruya kelâm-? ?lâhî olan Kur'ân güneşinin âyetlerine nispeti o derecededir. Evet, herbir aynada görünen güneşin misalleri güneşindir ve onunla münasebettar denilse hakt?r; fakat o güneşçiklerin aynas?na küre-i arz tak?lmaz ve onun cazibesiyle bağlanmaz!
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

  9. #9
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Alıntı osmanoğlu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Aşağıdaki bölüm de acaba bu konuya açıklık getirecek, değişik açılımlara vesile olabilecek bir bölüm olabilir mi?


    Makamât-ı evliyadan bazı makamlarda Mehdî vazifesinin hususiyeti bulunduğu ve Kutb-u Âzama has bir nispeti göründüğü ve Hazret-i Hızır'ın bir münasebet-i hassası olduğu gibi, bazı meşâhirle münasebettar bazı makamat var. Hattâ o makamlara Makam-ı Hızır, Makam-ı Üveys, Makam-ı Mehdiyet tabir edilir.
    İşte bu sırra binaen, o makama ve o makamın cüz'î bir numunesine veya bir gölgesine girenler, kendilerini o makamla has münasebettar meşhur zatlar zannediyorlar. Kendini Hızır telâkki eder veya Mehdî itikad eder veya Kutb-u Âzam tahayyül eder. Eğer hubb-u caha talip enâniyeti yoksa, o hâlde mahkûm olmaz. Onun haddinden fazla dâvÂları şatahat sayılır; onunla belki mesul olmaz. Eğer enâniyeti perde ardında hubb-u caha müteveccih ise, o zat enâniyete mağlûp olup, şükrü bırakıp fahre girse, fahirden git gide gurura sukut eder. Ya divanelik derecesine sukut eder veyahut tarik-i haktan sapar. Çünkü, büyük evliyayı kendi gibi telâkki eder, haklarındaki hüsn-ü zannı kırılır. Zira, nefis ne kadar mağrur da olsa, kendisi, kendi kusurunu derk eder. O büyükleri de kendine kıyas edip kusurlu tevehhüm eder. Hattâ, enbiyalar hakkında da hürmeti noksanlaşır.
    İşte bu hâle giriftar olanlar, mizan-ı şeriatı elde tutmak ve usulü'd-din ulemasının düsturlarını kendine ölçü ittihaz etmek ve İmam-ı Gazâlî ve İmam-ı Rabbânî gibi muhakkıkîn-i evliyanın talimatlarını rehber etmek gerektir. Ve daima nefsini itham etmektir. Ve kusurdan, acz ve fakrdan başka nefsin eline vermemektir.
    Bu meşrepteki şatahat, hubb-u nefisten neş'et ediyor. Çünkü muhabbet gözü kusuru görmez. Nefsine muhabbeti için, o kusurlu ve liyakatsiz bir cam parçası gibi nefsini bir pırlanta, bir elmas zanneder. Bu nevi içindeki en tehlikeli bir hata şudur ki:
    Kalbine ilhamî bir tarzda gelen cüz'î mânÂları "kelâmullah" tahayyül edip, âyet tabir etmeleridir. Ve onunla, vahyin mertebe-i ulyâ-yı akdesine bir hürmetsizlik gelir. Evet, balarısının ve hayvânâtın ilhâmâtından tut, tâ avâm-ı nâsın ve havâss-ı beşeriyenin ilhâmâtına kadar ve avâm-ı melâikenin ilhâmâtından tâ havâss-ı kerrûbiyyûnun ilhâmâtına kadar bütün ilhâmat, bir nevi kelimât-ı Rabbâniyedir. Fakat mazharların ve makamların kabiliyetine göre, kelâm-ı Rabbânî, yetmiş bin perdede telemmu eden ayrı ayrı cilve-i hitab-ı Rabbânîdir.
    Amma vahiy ve kelâmullahın ism-i has ve onun en bâhir misal-i müşahhası olan Kur'ân'ın nücumlarına ism-i has olan "âyet" namı öyle ilhâmâta verilmesi, hata-yı mahzdır. On İkinci ve Yirmi Beşinci ve Otuz Birinci Sözlerde beyan ve ispat edildiği gibi, elimizdeki boyalı aynada görünen küçük ve sönük ve perdeli güneşin misali, semâdaki güneşe ne nispeti varsa; öyle de, o müddeîlerin kalbindeki ilham dahi, doğrudan doğruya kelâm-ı İlâhî olan Kur'ân güneşinin âyetlerine nispeti o derecededir. Evet, herbir aynada görünen güneşin misalleri güneşindir ve onunla münasebettar denilse haktır; fakat o güneşçiklerin aynasına küre-i arz takılmaz ve onun cazibesiyle bağlanmaz!
    Allah razı olsun..osman abi..

    gülşah kardeşim üstadın anlatmak istediği işte bu alıntıdır.
    Başka yapılan yorumlar doğru olmuyor.
    yukardaki yorumlarda doğru değildir..

    Anlatılmak istenen bu alıntıdır .vesselam.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  10. #10
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    İnsanın vücudunda birkaç daire vardır.
    Çünkü, hem nebatidir,
    hem hayvanidir,
    hem insanidir.
    Hem imanı tezkiye muamelesi bazan tabaka-i imaniyede olur.
    Sonra tabaka-i nebatiyeye iner.
    Bazan da yirmi dört saat zarfında her dört tabakada muamele vaki olur.
    İnsanı hata ve galata atan, bu dört tabakadaki farkı riayet etmemektir. Mes. Nur.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur-Dimağdaki Mertebeler
    By Zilkade-i gece in forum Kitap, Dergi, Albüm Tanıtımları ve E-Kitap Paylaşımları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.07.14, 22:11
  2. İşte bu sırlar içindir ki; o yolda sülûk edenler bazan boğulur...(kelime açıklamalı)
    By fanidünya... in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.01.14, 11:32
  3. Dua Edenin, 'Rabbim' Demesi
    By slim in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 21.01.09, 19:47
  4. İlimsiz Amel Edenin Sonu
    By BiKeS_ in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 13.08.07, 21:36
  5. İlimsiz Amel Edenin Sonu
    By kayhan1 in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.03.07, 22:41

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0