+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Hâlıkın Âsârına Bakarken Önceliğimiz?

  1. #1
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart Hâlıkın Âsârına Bakarken Önceliğimiz?

    İ'lem eyyühe'l-aziz!

    Cenab-ı Hakkın ef'âli birbirine münasip, âsârı birbirine müşâbih, esmâsı birbirine ayna ve mâkes, sıfâtı birbirine mütedahil, şuûnatı memzuc ise de, herbirisi için hususî bir tavır, bir hal vardır ki, maksud-u bizzat o hususî tavırdır. Sair tavırlar ise tebeîdirler.

    Binaenaleyh, meselâ Hâlıkın âsârından cemâdata baktığın zaman azamet ve kudreti kastına hedef yap, başka isimlerin tecelliyatını teb'an düşün.

    Hayvanata bakarken merhamet kasdıyla bak, sair tecelliyata tebeî bir nazarla bak. (Mesnevi-i Nuriye)


    ______________________

    Bu kısımdan çok lezzet aldım son okuyuşumda ve misalleri çoğaltmaya çalıştım; ama isabetli olamadım galiba. İstifadeye medar yardımlarınızı bekliyorum. Acaba başka eserlere evvela hangi isim veya sıfat veya şuunat vechesinden bakmalıyız?

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  2. #2
    Ehil Üye Selim Akif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    2.965

    Standart

    Temsilde hatâ olmas?n, görüyoruz ki, nas?l ki bir padişah?n daire-i hükümeti itibâriyle ayr? ayr? pek çok ünvanlar?, isimleri bulunur; meselâ, daire-i adliye onu "hâkim-i âdil" nâmiyle yâd eder, daire-i askeriye onu "kumandan-? âzam" nâmiyle bilir, daire-i meşihât onu "halîfe" ismiyle zikreder, daire-i mülkiye onu "sultan" nâmiyle tan?r, mutî ahali ona "merhametkâr padişah" derler, âsi insanlar ona "kahhâr hâkim" derler; daha bunlara k?yas et. ?şte bâz? vakit oluyor ki, bütün ahali Onun elinde olan o padişah-? âlî, âciz, zelîl bir âsiyi bir emir ile idâm etmiyor. Belki hâkim-i âdil ismiyle onu mahkemeye gönderir. Hem muktedir, hem sâd?k bir memurunu taltife liyâkatini biliyor, fakat hususi ilmiyle, hususi telefonuyla onu taltif etmiyor; belki haşmet-i saltanat ve tedbîr-i hükümet ünvân?yla mükâfata istihkâk?n? teşhir etmek için, bir meydan-? müsâbaka açar, vezirine emreder, ahaliyi temâşâya dâvet eder, bir istikbâl-i siyâsî yapt?r?r, muhteşem bir imtihân-? ulvî neticesinde bir mecmâ-? âlîde onu taltif eder, liyâkatini ilân eder. Daha başka cihetleri bunlara k?yas et.


    ?şte azamet bunu gerektirir..har dairede bir hususi ismi vard?r...

    kainattada isim ve s?fatlar?n tecelliyat?..Hâl?k?n âsâr?ndan cemâdata bakt?ğ?n zaman azamet ve kudreti kast?na hedef yap, başka isimlerin tecelliyat?n? teb'an düşün.

    mesela

    Bâb-? Kerem ve Rahmettir ki, Kerîm ve Rahîm isminin cilvesidir.

    Hiç mümkün müdür ki, gösterdiği âsâr ile nihayetsiz bir kerem ve nihayetsiz bir rahmet ve nihayetsiz bir izzet ve nihayetsiz bir gayret sahibi olan Şu âlemin Rabbi, kerem ve rahmetine lây?k mükâfat, izzet ve gayretine şâyeste mücâzâtta bulunmas?n?
    Evet, şu dünya gidişât?na bak?lsa, görülüyor ki, en âciz, en zay?ftan tut, tâ en kavîye kadar her canl?ya lây?k bir r?z?k veriliyor. En zay?f, en âcize en iyi r?z?k veriliyor; her dertliye ummad?ğ? yerden derman yetiştiriliyor. Öyle ulvî bir keremle ziyâfetler, ikramlar olunuyor ki, nihayetsiz bir Kerem Eli, içinde işlediğini bedâheten gösteriyor.
    Meselâ, bahar mevsiminde, Cennet hûrileri tarz?nda bütün ağaçlar? sündüs-misâl libaslar ile giydirip, çiçek ve meyvelerin murassaât?yla süslendirip, hizmetkâr ederek, onlar?n latîf elleri olan dallar?yla çeşit çeşit en tatl?, en musannâ meyveleri bize takdim etmek; hem, zehirli bir sineğin eliyle şifâl? en tatl? bal? bize yedirmek; hem, en güzel ve yumuşak bir libas? elsiz bir böceğin eliyle bize giydirmek; hem, rahmetin büyük bir hazînesini küçük bir çekirdek içinde bizim için saklamak, ne kadar cemîl bir kerem, ne kadar latîf bir rahmet eseri olduğu bedâheten anlaş?l?r.
    Hem, insan ve bâz? canavarlardan başka, güneş ve ay ve arzdan tut, tâ en küçük mahlûka kadar her şey kemâl-i dikkatle vazifesine çal?şmas?, zerrece haddinden tecavüz etmemesi, bir azîm heybet taht?nda umumi bir itaat bulunmas?, büyük bir Celâl ve ?zzet Sahibinin emriyle hareket ettiklerini gösteriyor.
    Hem, gerek nebâtî ve gerek hayvanî ve gerek insanî bütün vâlidelerin o rahîm şefkatleriyle ve süt gibi o latîf g?dâ ile o âciz ve zay?f yavrular?n terbiyesi, ne kadar geniş bir rahmetin cilvesi işlediği bedâheten anlaş?l?r.

    Bismillahirrahmanirrahim


    Elif, Lâm, Mîm.
    İnsanlar, imtihandan geçirilmeden,
    sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?


    Do men think that they will be left alone on saying,
    "We believe", and that they will not be tested?


  3. #3
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı Meyvenin Zeyli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu kısımdan çok lezzet aldım son okuyuşumda ve misalleri çoğaltmaya çalıştım; ama isabetli olamadım galiba. İstifadeye medar yardımlarınızı bekliyorum. Acaba başka eserlere evvela hangi isim veya sıfat veya şuunat vechesinden bakmalıyız?
    Ezcümle:
    Hayvânat âlemini gördüğüm vakit, hadsiz ihtiyacat ve şiddetli açlıklarıyla beraber zaaf ve aczleri, o âlemi bana çok karanlıklı ve hazin gösterdi. Birden, Rahmân ismi Rezzak burcunda (yani mânâsında) bir şems-i tâbân gibi tulû etti, o âlemi baştan başa rahmet ziyasıyla yaldızladı.

    Sonra, o âlem-i hayvânât içinde, etfal ve yavruların zaaf ve acz ve ihtiyaç içinde çırpındıkları, hazin ve herkesi rikkate getirecek bir karanlık içinde diğer bir âlemi gördüm. Birden, Rahîm ismi şefkat burcunda tulû etti. O kadar güzel ve şirin bir surette o âlemi ışıklandırdı ki, şekvâ ve rikkat ve hüzünden gelen yaş damlalarını, ferah ve sürura ve şükrün lezzetinden gelen damlalara çevirdi.

    Sonra sinema perdesi gibi bir perde daha açıldı; âlem-i insanî bana göründü. O âlemi o kadar karanlıklı, o kadar zulümatlı, dehşetli gördüm ki, dehşetimden feryad ettim, "Eyvah" dedim. Çünkü, gördüm ki, insanlardaki ebede uzanıp giden arzuları, emelleri ve kâinatı ihata eden tasavvurat ve efkârları ve ebedî beka ve saadet-i ebediyeyi ve Cenneti gayet ciddî isteyen himmetleri ve istidatları ve hadsiz makasıda ve metâlibe müteveccih fakr ve ihtiyacatları ve zaaf ve acziyle beraber, hücuma maruz kaldıkları hadsiz musibet ve a’dâlarıyla beraber, gayet kısa bir ömür, gayet dağdağalı bir hayat, gayet perişan bir maişet içinde, kalbe en elîm ve en müthiş hâlet olan mütemâdi zeval ve firak belâsı içinde, ehl-i gaflet için zulümat-ı ebedî kapısı suretinde görülen kabre ve mezaristana bakıyorlar, birer birer ve taife taife o zulümat kuyusuna atılıyorlar.
    İşte bu âlemi bu zulümat içinde gördüğüm anda, kalb ve ruh ve aklımla beraber bütün letâif-i insaniyem, belki bütün zerrât-ı vücudum feryatla ağlamaya hazırken, birden Cenâb-ı Hakkın Âdil ismi Hakîm burcunda, Rahmân ismi Kerîm burcunda, Rahîm ismi Gafûr burcunda (yani mânâsında), Bâis ismi Vâris burcunda, Muhyî ismi Muhsin burcunda, Rab ismi Mâlik burcunda tulû ettiler. O âlem-i insanî içindeki çok âlemleri tenvir ettiler, ışıklandırdılar ve nuranî âhiret âleminden pencereler açıp o karanlıklı insan dünyasına nurlar serptiler.

    Sonra muazzam bir perde daha açıldı, âlem-i arz göründü. Felsefenin karanlıklı kavânin-i ilmiyeleri, hayale dehşetli bir âlem gösterdi. Yetmiş defa top güllesinden daha sür’atli bir hareketle, yirmi beş bin sene mesafeyi bir senede devreden ve her vakit dağılmaya ve parçalanmaya müstait ve içi zelzeleli, ihtiyar ve çok yaşlı küre-i arz içinde, âlemin hadsiz fezasında seyahat eden biçare nev-i insan vaziyeti, bana vahşetli bir karanlık içinde göründü. Başım döndü, gözüm karardı.
    Birden, Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın Kadîr, Alîm, Rab, Allah ve Rabbü’s-Semâvâti ve’l-Arz ve Musahhiru’ş-Şemsi ve’l-Kamer isimleri rahmet, azamet, rububiyet burcunda tulû ettiler. O âlemi öyle nurlandırdılar ki, o hâlette bana küre-i arz gayet muntazam, musahhar, mükemmel, hoş, emniyetli bir seyahat gemisi, tenezzüh ve keyif ve ticaret için müheyyâ edilmiş bir şekilde gördüm.

    Elhasıl: Bin bir ism-i İlâhînin, kâinata müteveccih olan o esmâdan herbiri bir âlemi ve o âlem içindeki âlemleri tenvir eden bir güneş hükmünde ve, sırr-ı ehadiyet cihetiyle, herbir ismin cilvesi içinde sair isimlerin cilveleri dahi bir derece görünüyordu.

    Sonra, kalb her zulümat arkasında ayrı ayrı bir nuru gördüğü için, seyahate iştahı açılıyordu. Hayale binip semâya çıkmak istedi.
    O vakit gayet geniş bir perde daha açıldı; kalb semâvat âlemine girdi. Gördü ki, o nuranî, tebessüm eden suretinde görülen yıldızlar, küre-i arzdan daha büyük ve ondan daha sür’atli bir surette birbiri içinde geziyorlar, dönüyorlar. Bir dakika birisi yolunu şaşırtsa, başkasıyla müsademe edecek; öyle bir patlak verecek ki, kâinatın ödü patlayıp âlemi dağıtacak. Nur değil, ateş saçarlar; tebessümle değil, vahşetle bana baktılar. Hadsiz büyük, geniş, hâli, boş, dehşet, hayret zulümatı içinde semâvâtı gördüm. Geldiğime bin pişman oldum.
    Birden, "-1- un Esmâ-i Hüsnâsı, -2- burcunda cilveleriyle zuhur ettiler. O mânâ cihetiyle, karanlık üstüne çökmüş olan yıldızlar, o envâr-ı azîmeden birer lem’a alıp, yıldızlar adedince elektrik lâmbaları yakılmış gibi, o âlem-i semâvat nurlandı. O boş ve hâli tevehhüm edilen semâvat dahi, melâikelerle, ruhanîlerle doldu, şenlendi. Sultan-ı Ezel ve Ebedin hadsiz ordularından bir ordu hükmünde hareket eden güneşler ve yıldızlar, bir manevra-i ulvî yapıyorlar tarzında, o Sultan-ı Zülcelâlin haşmetini ve şâşaa-i rububiyetini gösteriyorlar gibi gördüm. Bütün kuvvetimle ve mümkün olsaydı bütün zerrâtımla ve beni dinleselerdi bütün mahlûkatın lisanlarıyla diyecektim; hem umum onların namına dedim:
    -3- âyetini okudum, döndüm, indim, ayıldım. "Elhamdü lillâhi alâ nûri’l-îmâni ve’l-Kur’ân" dedim.
    Said Nursi

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hizmette Nefsimizden Sonra Önceliğimiz Kimler Olmalı?
    By elff in forum Beyin Fırtınaları
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 21.09.08, 02:09

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0