+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: İmam-ı Mubin, Kitab-ı Mubin Arasındaki Fark

  1. #1
    Ehil Üye _ŞuA_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    A'raf
    Yaş
    28
    Mesajlar
    1.430

    Standart İmam-ı Mubin, Kitab-ı Mubin Arasındaki Fark

    SELAMÜN ALEYKÜM KARDEŞLER!!
    sizlere müşkil bir sualim olacaktır yardımcı olursanız inş. sevinirim!SÖZLERDE ENVAR NEŞ.SY:548 uzun bir cümlenin bir sayfalık haşiyesi var!! acaba sizlere sorsam imamı mübin ve kitabı mübinin arasındaki fark nedir???diye....YANİ BU MESELEYİ ZAHİR MANAYLA DEĞİLDE HAKİKİ MANASIYLA TAM ANLAYAMIYORUM....NEDİR???HAKİKİ MANADA?

  2. #2

  3. #3
    Yasaklı Üye nurss_1432 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    60

    Standart

    bak?n kardesim ben izah edeyim.. evvela imam? mübin nedeir kitab? mübin nedir
    imam? mübin imamd?r alim bve hakim isimlerinin tecellisidir zaman? haz?rdan ziyade mazi ve müstakbele bakar eşyan?n an be an geometrik şeklinden ziyade asl?na nesline köküne bakar..kitab? mübin ise adl ve kadir isimlerinin tecelli yeridir mazi ve müstakbelden ziyade zaman? haz?ra bakar eşyan?n an be an geometrik şeklidir imam? mübinin çizdigi sat?r üzerineki zerrat?n d?ş suretidir.örnek verelim mesela imam? mübin inşat?n projesidir kitab? mübin ise o projeye göre inşaat?n yap?lmas?d?r veya insan?n menidn vefat edinceye kadarki an be an geometrik şekli kitab? mübindir fakat meniden vefat edinceye kadar zerrat vücuda girecek ne kadar zerrat ç?kacak ne vakit hastalanacak cismi ne kadar olacak vs bunlar ise imam? mübindir

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    imam? mübin imamd?r alim bve hakim isimlerinin tecellisidir

    AL?M ?SM?N? ANLADIMDA... HAK?M ?SM?N?N NASIL TECELL?S? OLUYOR?KARDEŞ?M

    kitab? mübin ise adl ve kadir isimlerinin tecelli yeridir


    KAD?R ?SM?N? ANLADIMDA...ADL ?SM?N?N NASIL TECELL?S? OLUYOR..

    AÇIKLARMISINIZ..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye _ŞuA_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    A'raf
    Yaş
    28
    Mesajlar
    1.430

    Standart

    ___????____ nese inş. okuya okuya aç?lacak san?r?m.... sağol nurs kardeş......

  6. #6
    Yasaklı Üye nurss_1432 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    60

    Standart

    hakim isminin muktezas? hüsnu sanat hüsnü suret faidedir adl isminin muktezas? ise her şeyde bir ölçü ve mizand?r

  7. #7
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart İmam-ı Mübin Nedir? Kitab-ı Mübin Nedir?

    Alıntı nurseyma Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    SELAMÜN ALEYKÜM KARDEŞLER!!
    sizlere müşkil bir sualim olacaktır yardımcı olursanız inş. sevinirim!SÖZLERDE ENVAR NEŞ.SY:548 uzun bir cümlenin bir sayfalık haşiyesi var!! acaba sizlere sorsam imamı mübin ve kitabı mübinin arasındaki fark nedir???diye....YANİ BU MESELEYİ ZAHİR MANAYLA DEĞİLDE HAKİKİ MANASIYLA TAM ANLAYAMIYORUM....NEDİR???HAKİKİ MANADA?
    Esselamun Aleykum ihlaslı kardeşler,Nur Külliyatı'nın
    İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin meseleleri Risale-i
    26. SÖZ KADER RİSALESİ'nde
    432. ve 433. sayfalarında geçmektedir.

    Özetle İmam-ı Mübin: Kader demektir. Yaratılmış olan maddi ve canlı her şeyin, nasıl yaratılacakları ve nasıl sonuçlanacakları ve en son nihai durumlarının bile nasıl olacaklarının tasarlanıp hazırlandığı bir yaratılış programdır.
    Hatta mana alimleri yaratılmış olan her şeyin bir ruh halinin yaratılarak yaşatıldığı ve sonrada Cenab-ı Hak tarafından kabz edildiğinden bahsederler. Nitekim Kur'anı Kerim bu konuyu desteklemektedir.
    • Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir. (A'RAF SURESİ / 172)
    • Ya da: "Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?" dememeniz için. (A'RAF SURESİ / 173)
    Mana alimlerinin bahsettikleri birinci yaratılış, bir simülasyona benzetilebilir; hatta geleceken verilen haberler işte bu yaşanmış olan ruhani hayattan bu simülasyondan bilinmektedir. Cenab-ı Hak bu ruhani hayatta olup bitenleri taktir ettiği için KADER olmuştur. Ve Kaderin diğer bir adı da İmam-ı Mübin'dir.

    Kitabı Mübin:
    İşte Cenab-ı Hak tarafından ezelden takdir edilmiş olan Kaderin hayata geçirilmiş haline denir. Yani gözümüzle ve diğer duyularımızla algıladığımız her şey Kitab-ı Mübindir.

    Kaza: İmam-ı Mübinin Kitab-ı Mübine dönüşme anına ve haline denir. Yani kaderin uygulanmasıdır.
    Ve sadaka kaderi değiştirbelecek tek sebeptir.

    Bakınız: 26. Söz 232. sayfa
    -------------------
    Üçüncü Mebhas
    Kadere imân, imânın erkânındandır. Yani, "Her şey Cenâb-ı Hakkın takdiriyledir." Kadere delâil-i katiye o kadar çoktur ki, had ve hesâba gelmez. Biz, basit ve zâhir bir tarz ile, şu rükn-ü imâniyeyi, ne derece kuvvetli ve geniş olduğunu, bir Mukaddeme ile göstereceğiz.
    Mukaddeme: Her şey vücudundan evvel ve vücudundan sonra yazıldığını gibi pek çok âyât-ı Kur’âniye tasrih ediyor ve şu kâinat denilen, kudretin kur’ân-ı kebîrinin âyâtı dahi şu hükm-ü Kur’ânîyi nizam ve mîzan ve intizam ve tasvir ve tezyin ve imtiyaz gibi âyât-ı tekviniyesiyle tasdik ediyor.
    Evet, şu kâinat kitâbının manzum mektubâtı ve mevzun âyâtı şehâdet eder ki, Her şey yazılıdır. Ammâ, vücudundan evvel Her şey mukadder ve yazılı olduğuna delil, bütün mebâdi ve çekirdekler ve mekàdîr ve sûretler birer şâhiddir. Zîrâ, her bir tohum ve çekirdekler, kâf nûn tezgâhından çıkan birer latîf sandukçadır ki, kaderle tersîm edilen bir fihristecik ona tevdî edilmiştir ki; Kudret, o kaderin hendesesine göre zerrâtı istihdam edip, o tohumcuklar üstünde koca mucizât-ı kudreti binâ ediyor. Demek, bütün ağacın başına gelecek, bütün vâkıatı ile, çekirdeğinde yazılı hükmündedir. Zîrâ tohumlar maddeten basittir, birbirinin aynıdır, maddeten bir şey yoktur.
    Hem her şeyin miktar-ı muntazaması, kaderi vâzıhan gösterir. Evet, hangi zîhayata bakılsa, görünüyor ki, gayet hikmetli ve sanatlı bir kalıptan çıkmış gibi bir miktar, bir şekil var ki; o miktarı, o sûreti, o şekli almak ya hârika ve nihayet derecede eğri büğrü maddî bir kalıp bulunmalı, veyahut kaderden gelen mevzun, ilmî bir kalıb-ı mânevî ile kudret-i ezeliye o sûreti, o şekli biçip giydiriyor. Meselâ, sen şu ağaca, şu hayvana dikkat ile bak ki, câmid, sağır, kör, şuursuz, birbirinin misli olan zerreler, onun neşv ü nemâsında hareket eder. Bâzı eğri büğrü hududlarda, meyve

    Yaş ve kuru ne varsa apaçık bir kitapta yazılmıştır. (En’âm Sûresi: 59.)
    ve faydaların yerini tanır, görür, bilir gibi durur, tevakkuf eder. Sonra, başka bir yerde, büyük bir gàyeyi tâkip eder gibi yolunu değiştirir. Demek kaderden gelen miktar-ı mânevînin ve o miktarın emr-i mânevîsiyle zerreler hareket ederler.
    Mâdem, maddî ve görünecek eşyada bu derece kaderin tecelliyâtı var; elbette, eşyanın mürûr-u zamanla giydikleri sûretler ve ettikleri harekât ile hâsıl olan vaziyetler dahi, bir intizam-ı kadere tâbidir. Evet, bir çekirdekte hem bedihî olarak, irâde ve evâmir-i tekviniyenin ünvânı olan Kitâb-ı Mübîn’den haber veren ve işaret eden, hem nazarî olarak emir ve ilm-i İlâhînin bir ünvânı olan İmâm-ı Mübîn’den haber veren ve remzeden iki kader tecellîsi var.
    Bedihî kader ise, o çekirdeğin tazammun ettiği ağacın maddî keyfiyât ve vaziyetleri ve heyetleridir ki, sonra göz ile görünecek.
    Nazarî ise, o çekirdekte ondan halk olunacak ağacın müddet-i hayatındaki geçireceği tavırlar, vaziyetler, şekiller, hareketler, tesbihâtlardır ki, tarihçe-i hayat nâmiyle tâbir edilen vakit bevakit değişen tavırlar, vaziyetler, şekiller, fiiller, o ağacın dalları, yaprakları gibi intizamlı birer kaderî miktarı vardır.
    Mâdem en âdi ve basit eşyada, böyle, kaderin tecellîsi var. Elbette, umum eşyanın vücudundan evvel yazılı olduğunu ifade eder ve az bir dikkatle anlaşılır.
    Şimdi, vücudundan sonra her şeyin sergüzeşt-i hayatı yazıldığına delil ise, âlemde Kitâb-ı Mübîn ve İmâm-ı Mübîn’den haber veren bütün meyveler ve Levh-i Mahfuz’dan haber veren ve işaret eden insandaki bütün kuvve-i hâfızalar birer şâhiddir, birer emâredir.
    Evet, her bir meyve, bütün ağacın mukadderât-ı hayatı onun kalbi hükmünde olan çekirdeğinde yazılıyor. İnsanın sergüzeşt-i hayatıyla beraber, kısmen âlemin hâdisât-ı mâziyesi, kuvve-i hâfızasında öyle bir sûrette yazılıyor ki, güyâ hardal küçüklüğünde bu kuvvecikte, dest-i kudret, kalem-i kaderiyle insanın sahife-i a’mâlinden küçük bir senet istinsâh ederek, insanın eline verip, dimâğının cebine koymuş. Tâ, muhasebe vaktinde, onunla hatırlatsın; hem, tâ mutmaîn olsun. Ki, bu fenâ ve zevâl herc ü mercinde bekà için pek çok aynalar var ki, Kadîr-i Hakîm, zâillerin hüviyetlerini onlarda tersîm edip, ibkà ediyor. Hem, bekà için pek çok levhalar var ki, Hafîz-i Alîm, fânîlerin mânâlarını onlarda yazıyor.
    Elhâsıl: Mâdem en basit ve en aşağı derece-i hayat olan nebâtât hayatı bu derece kaderin nizâmına tâbidir; elbette, en yüksek derece-i hayat olan hayat-ı insaniye, bütün teferruâtıyla, kaderin mikyâsıyla çizilmiştir ve kalemiyle yazılıyor. Evet, nasıl katreler buluttan haber verir, reşhalar su menbaını gösterir, senetler, cüzdanlar, bir defter-i kebîrin vücuduna işaret ederler; öyle de, şu meşhudumuz olan, zîhayatlardaki intizam-ı maddî olan bedihî kader ve intizam-ı mânevî ve hayatî olan nazarî kaderin reşhaları, katreleri, senetleri, cüzdanları hükmünde olan meyveler, nutfeler, tohumlar, çekirdekler, sûretler, şekiller, bilbedâhe Kitâb-ı Mübîn denilen irâde ve evâmir-i tekviniyenin defterini ve İmâm-ı Mübîn denilen ilm-i İlâhînin bir divânı olan Levh-i Mahfuz’u gösterir.


  8. #8
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart

    Ve sadaka kaderi değiştirbelecek tek sebeptir.

    DEMİŞSİNİZ


    Ve sadaka kaderi değiştirebilecek bir sebep olabilir mi ? Bununla ilgili kuranda açık ve net ayet var mı , hatırlıyor musunuz ?

  9. #9
    Ehil Üye zeet06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    1.023

    Standart

    Aslında olayı şöyle izah edelim :

    Tam olarak kader değişmez yani Lehvi Mahfuzda yazılı olan kader kitabı değişmez. Ama levhi mahv ve isbatta değişiklikler olabilir. Zirâ Levh-î Mahv ve ispatta olan mukadderât belli şartlara bağlı olarak gelmektedir. O şartların gerçekleşip gerçekleşmemesi, mukadderâtı etkiler. Mesela; gelecek bir musibet, kişinin davranışlarına bağlanabilir. Şunu yapar ise veya şunu yapmaz ise şeklinde bir şart olabilir. İşte o şartın tahakkuk edip etmemesine bağlı olarak mukadderât ya gerçekleşir veya gerçekleşmez. Ancak Levh-i Mahfuz da ise nihâi sonuç bellidir. Değişiklik mümkün değildir.

    Kaderin Değişmeyeceği Hakikatını Sadakanın Ömrü Uzatması ve Belaları Def Etmesi İle Nasıl İzah Edeceğiz? Kaderin değişmeyeceğini kabul ettiğimizde, bu seferde şöyle bir mesele ortaya çıkıyor: Peygamber Efendimiz (sav), sadaka verenin ömrünün uzayacağını, sadakanın belayı def edeceğini ve akraba ziyaretinin rızık ta artmaya ve berekete sebep olacağını hadisleriyle bizlere bildirmiştirBu hadisleri de tek başına mütalaa ettiğimizde sanki şöyle bir netice çıkıyor:
    Mesela, ALLAH kuluna 60 senelik bir ömür takdir etti, ve kulunun bu kadar yaşayacağını ezeli ilmi ile biliyor Ancak bu kul sadaka verdi ve ALLAHın takdirinden fazla olarak 70 sene yaşadı
    Yada ALLAH ona bir musibetin geleceğini ezeli ilmi ile biliyordu, ancak o kişi bir sadaka verdi ve bu sadaka o musibetin gelmesini önledi Netice de sanki ALLAH'ın bilgisine ters bir durum ortaya çıktı ALLAH onun öleceğini veya ona musibetin geleceğini bilirken, ölüm ve musibet ona gelmedi, yani kaderi değişmiş oldu
    O halde bu iki meselenin; yani kaderin değişmeyeceği, çünkü kaderin ALLAH'ın nihayetsiz ilminin bir unvanı olduğu ve ALLAH'ın ilminde artma ve eksilme söz konusu olamayacağı meselesiyle, sadakanın ömrü uzatması, belaları defetmesi gibi kaderde değişiklik olabileceğini ifade eden hadisleri bir arada mütalaa etmemiz gerekiyor
    Bu kısa izahtan sonra, şimdi "kader değişir mi? sorumuzun cevabına geldik:
    ALLAH'ın iki farklı kader defteri vardır Bunlardan bir tanesi: "levh-i mahvı isbat"tır, diğeri ise "levh-i mahvı âzam"dır
    Levh-i mahvı ispat denilen kader defteri; Cenab-ı Hakkın yazar-bozar bir tahtasıdır Bu defterde yazılan her şey bazı şartlara bağlanmıştır ki, bu şartlar yerine getirilmezse, yazı kaza edilmez ve değişir
    Mesela levh-i mahvı isbat defterinde; falan kulun 60 sene yaşayacağı yazılmıştır Ancak bu yazı, kulun sadaka verme şartına bağlanmıştır Eğer o kul sadaka verirse, bu kadar yaşar, vermezse, daha az yaşar
    Yada ispat levhasında ki yazı şöyledir: falanca kul, kalp ameliyatı olursa 70 sene yaşayacak, olmazsa 60 sene yaşayacakBu kul, hangi şartı yerine getirirse, o şartın neticesi kaza edilip, diğer yazı silinmektedir
    İşte sadakanın ömrü uzatması, belayı önlemesi gibi değişiklikler kaderin bu defterinde olmaktadır ALLAH o kuluna bu defterde bir bela yazmış ve bu belanın gelmesini sadaka vermemesi şartına bağlamıştır O kul sadaka verdiğinde, belanın şartı meydana gelmediğinden yazı silinir ve musibetin gelmesi o kul hakkında kaza edilmez
    Nitekim Ra'd suresinin, 39. ayetinde ALLAH şöyle buyurmuştur:
    "ALLAH dilediği şeyi mahveder, dilediğini sabit kılar Kitabın aslı olan levh-i mahfuz onun katındadır" Bu ayette belirtilen "ALLAH'ın dilediği şeyi mahvetmesi" yani; yaratmaması ile yapılan değişiklik, bu levhada olmaktadır Demek bu ayet bize değişen kader levhası olan "levh-i mahvı ispattan" haber vermektedir
    Kaderin bu levhasında değişiklik olurken ve bu defterde ki yazıların meydana gelmesi bazı şartlara bağlanmışken, kaderin diğer defteri olan "levh-i mahvı azamda" ise hiçbir değişiklik olmamaktadır
    Yani misalimizdeki kulun, sadaka verip vermeyeceği, kalp ameliyatı olup olmayacağı, akraba ziyareti yapıp yapmayacağı gibi hususlar, ALLAH'ın ezeli ilmi ile bilindiğinden dolayı ALLAH değişmeyecek en son neticeyi bu levhaya yazmıştır Bu levha ALLAH'ın nihayetsiz ilminin bir tecelligâhıdır
    Ancak burada ilmin mâlûma tabi olması kaidesini ve ALLAH'ın zaman ve mekandan münezzeh olduğunu ifade eden ezeliyet sıfatını unutmamak gerekir Yani ALLAH'ın bu bilgisi, bizi bir işe zorlamamakta, bilakis biz irademizle neyi yapacaksak ALLAH onu bilmektedir.

    Konuya ilişkin meseley Risale-i Nurun Lemalar adlı kitabının 16. Lemasının 106 ve 107. sayfalarında tam açıklama getirilmiştir.


    16. LEMA

    1- (Sadakaya işaret eden Hadis)

    Aziz, sıddık kardeşlerim Hoca Sabri (r.h.), Hafız Ali (r.h.), Mes’ud (r.h.), Mustafa’lar (r.h.), Hüsrev (r.h.), Refet (r.h.), Bekir Bey (r.h.), Rüştü (r.h.), Lütfi’ler (r.h.), Hafız Ahmed (r.h.), Şeyh Mustafa (r.h.), vesaire...
    Sizlere, meraklı ve medar-ı sual olmuş dört küçük meseleyi, malûmat kabilinden muhtasar bir surette beyan etmekliğe, kalbimde bir hatıra hissettim.
    Kardeşlerimizden Çaprazzâde
    BİRİNCİSİ Abdullah Efendi gibi bazı adamlar, ehl-i keşiften rivayeten, bu geçen Ramazan’da Ehl-i Sünnet ve Cemaat için bir ferec, bir fütuhat olacağını haber verdikleri halde, zuhur etmedi. Böyle ehl-i velâyet ve keşif neden hilâf-ı vâki haber veriyorlar? Benden sordular. Ben de, birden, sünuhat kabilinden olarak verdiğim cevabın muhtasarı şudur:
    Hadis-i şerifte vârit olmuştur ki, "Bazen belâ nâzil oluyor; gelirken karşısına sadaka çıkar, geri çevirir." Şu hadisin sırrı gösteriyor ki, mukadderat, bazı şerâitle vukua gelirken geri kalır. Demek, ehl-i keşfin muttali olduğu mukadderat mutlak olmadığını, belki bazı şerâitle mukayyet bulunduğunu ve o şerâitin vuku bulmamasıyla o hadise de vukua gelmiyor. Fakat o hadise, ecel-i muallâk gibi, Levh-i Ezelînin bir nevi defteri hükmünde olan Levh-i Mahv-İspatta mukadder olarak yazılmıştır. Gayet nadir olarak Levh-i Ezelîye kadar keşif çıkar. Ekseri oraya çıkamıyor.
    İşte bu sırra binaen, geçen Ramazan-ı Şerifte ve Kurban Bayramında ve daha başka vakitlerde, istihraca binaen veya keşfiyat nevinden verilen haberler, muallâk oldukları şerâiti bulamadıkları için vukua gelmemişler ve haber verenleri tekzip etmiyorlar. Çünkü mukadder imiş, fakat şartı gelmeden o da vukua gelmemiş.
    1 Onun adıyla. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin. Selâm, ALLAH’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

    1- el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:492.


    Evet, Ramazan-ı Şerifte bid’aların ref’ine Ehl-i Sünnet ve Cemaatin ekseriyetle hâlis duası bir şart ve bir sebeb-i mühim idi. Maalesef camilere Ramazan-ı Şerifte bid’alar girdiğinden, duaların kabulüne sed çekip ferec gelmedi. Nasıl ki, sabık hadisin sırrıyla, sadaka belâyı ref’ eder; ekseriyetin hâlis duası dahi ferec-i umumîyi cezb eder. Kuvve-i cazibe vücuda gelmediğinden, fütuhat da verilmedi.
    İKİNCİ MERAKLI SUAL
    Bu iki ay zarfında heyecanlı bir vaziyet-i siyasiye karşısında bana, hem alâkadar olduğum çok kardeşlerime kavî bir ihtimalle ferah verecek bir teşebbüs etmek lâzımken, o vaziyete hiç ehemmiyet vermeyerek, bilâkis, beni tazyik eden ehl-i dünyanın lehinde olarak bir fikirde bulundum. Bazı zatlar hayret içinde hayrette kaldılar. Dediler ki: "Sana işkence eden bu mübtedi’ ve kısmen münafık baştaki insanların takip ettikleri siyaseti nasıl görüyorsun ki ilişmiyorsun?" Verdiğim cevabın muhtasarı şudur ki:
    Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalâletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun çare-i yegânesi nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ıslah olsun, imanlar kurtulsun. Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse, galebe çalınsa, o kâfirler münafık derecesine iner. Münafık, kâfirden daha fenadır. Demek, topuz böyle bir zamanda kalbi ıslah etmez. O vakit küfür kalbe girer, saklanır, nifaka inkılâp eder. Hem nur, hem topuz-ikisini, bu zamanda benim gibi bir âciz yapamaz. Onun için, bütün kuvvetimle nura sarılmaya mecbur olduğumdan, siyaset topuzu ne şekilde olursa olsun bakmamak lâzım geliyor.
    Amma maddî cihadın muktezası ise, o vazife şimdilik bizde değildir. Evet, ehline göre kâfirin veya mürtedin tecavüzatına sed çekmek için topuz lâzımdır. Fakat iki elimiz var. Eğer yüz elimiz de olsa, ancak nura kâfi gelir. Topuzu tutacak elimiz yok.
    ÜÇÜNCÜ MERAKLI SUAL
    Bu yakında İngiliz ve İtalya gibi ecnebîlerin bu hükümete ilişmesiyle, eskiden beri bu vatandaki hükümetin hakikî nokta-i istinadı ve kuvve-i mâneviyesinin membaı olan hamiyet-i İslâmiyeyi tehyiç etmekle şeâir-i İslâmiyenin bir derece ihyâsına ve bid’aların bir derece def’ine medar olacağı halde, neden şiddetle harp aleyhinde çıktın ve bu meselenin âsâyişle halledilmesini dua ettin ve şiddetli bir surette mübtedi’lerin hükümetleri lehinde taraftar çıktın? Bu ise, dolayısıyla bid’alara tarafgirliktir.
    Elcevap: Biz ferec ve ferah ve sürur ve fütuhat isteriz-fakat kâfirlerin kılıcıyla değil! Kâfirlerin kılıçları başlarını yesin; kılıçlarından gelen fayda bize lâzım değil. Zaten o mütemerrid ecnebîlerdir ki, münafıkları ehl-i imana musallat ettiler ve zındıkları yetiştirdiler.
    Hem harp belâsı ise, hizmet-i Kur’âniyemize mühim bir zarardır. Bizim en fedakâr ve en kıymettar kardeşlerimizin ekserisi kırk beşten aşağı olduğundan, harp vasıtasıyla vazife-i kudsiye-i Kur’âniyeyi bırakıp askere gitmeye mecbur olacaktılar. Benim param olsa, hüsn-ü rızamla, böyle kıymettar kardeşlerimin herbirisini askerlikten kurtarmak için, bedel-i nakdiye bin lira kadar da olsa verirdim. Böyle yüzer kıymettar kardeşlerimizin hizmet-i Kur’âniye-i Nuriyeyi bırakıp maddî cihad topuzuna el atmakta, yüz bin lira kendi zararımızı hissediyordum. Hattâ Zekâi’nin bu iki sene askerliği, belki bin lira kadar mânevî faydasını kaybettirdi.
    Her neyse... Kadîr-i Külli Şey, bir dakikada, bulutlarla dolmuş cevv-i havayı süpürüp temizleyerek semânın berrak yüzünde ziyadar güneşi gösterdiği gibi, bu zulümatlı ve rahmetsiz bulutları da izale edip hakaik-i şeriatı güneş gibi gösterir ve ucuz ve dağdağasız verebilir. Onun rahmetinden bekleriz ki, bize pahalı satmasın. Baştakilerin başlarına akıl ve kalblerine iman versin, yeter. O vakit kendi kendine iş düzelir.
    DÖRDÜNCÜ MERAKLI SUAL
    Diyorlar ki: "Madem sizin elinizdeki nurdur, topuz değildir. Nura karşı muaraza edilmez ve nurdan kaçılmaz ve nurun izharından zarar gelmez. Neden arkadaşlarınıza ihtiyatı tavsiye ediyorsunuz, çok nurlu risaleleri halklara gösterilmesini men ediyorsunuz?"
    Bu suale karşı cevabın muhtasar meâli şudur ki:
    Baştaki başların çoğu sarhoş, okumaz. Okusa da anlamaz, yanlış mânâ verip ilişir. İlişmemesi için, aklı başına gelinceye kadar göstermemek lâzım geliyor. Hem çok vicdansız insanlar var ki, garaz veya tamah veyahut havf cihetiyle nuru inkâr eder veya gözünü kapar. Onun için, kardeşlerime de tavsiye ediyorum ki, ihtiyat etsinler, nâehillerin eline hakikatleri vermesinler. Hem ehl-i dünyanın evhâmını tahrik edecek işlerde bulunmasınlar.

    devamı için --> http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=Lemalar&Page=108

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İki Rüya Arasındaki Fark ..
    By ıslak seccadem in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.12.11, 01:19
  2. İphone ve Taş Arasındaki Fark
    By layezal06 in forum Mizah
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 12.10.08, 18:08
  3. Cumhuriyetle Demokrasi Arasındaki Fark
    By yatağanlı in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 18.12.07, 13:28
  4. İki Resim Arasındaki Fark?
    By serab in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.09.07, 07:09
  5. Ak Parti ile Chp Arasındaki Fark
    By kayhan1 in forum Gündem
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19.08.07, 21:30

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0