+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 26 Sayfa var 1 2 3 11 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 252

Konu: Emirdağ Lahikasındaki Mehdilik Meselesinin Şerhi

  1. #1
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Emirdağ Lahikasındaki Mehdilik Meselesinin Şerhi

    Çok defa mektuplar?mda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-? mânevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk k?yamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan ç?kmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağ?n? rahmet-i ?lâhiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak:
    Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda iman? kurtarmakt?r.
    Teşbihte hatâ olmas?n, nas?l ki Kur'ân'?n gayet kuvvetli ve mant?kî hakikati, sair dinleri, felsefe-i tabiiyenin savletinden ve galebesinden kurtar?p onlara bir nokta-i istinad oldu, taklidî ve akl?n haricindeki usullerini de bir derece muhafaza etti. Aynen öyle de, bu zamanda onun bir mucizesi ve nuru olan Risale-i Nur dahi, felsefe-i maddiyeden gelen dehşetli dalâlet-i ilmiyeye karş?, avâm-? ehl-i iman?n, taklîdî olan imanlar?n?, o dalâlet-i ilmiyenin savletinden kurtar?p, umum ehl-i imana bir nokta-i istinad ve yak?n ve uzaklarda olanlara dahi, zaptedilmez bir kale hükmüne geçmiştir ki, bu emsalsiz dehşetli dalâletler içinde, yine avâm-? mü'minin iman?n?, şüphelerden ve ?slâmiyetini, hakikatsizlik vesveselerinden muhafaza ediyor.
    Evet, nas?l ki hayat bu kâinattan süzülmüş bir hülâsad?r. Ve şuur ve his dahi hayattan süzülmüş, hayat?n bir hülâsas?d?r. Ak?l dahi şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hülâsas?d?r. Ve ruh dahi, hayat?n hâlis ve sâfi bir cevheri ve sabit ve müstakil zât?d?r. Öyle de, maddî ve mânevî hayat-? Muhammediye (a.s.m.) dahi, hayat ve ruh-u kâinattan süzülmüş hülâsatü'l-hülâsad?r ve risalet-i Muhammediye dahi (a.s.m.), kâinat?n his ve şuur ve akl?ndan süzülmüş en sâfi hülâsas?d?r. Belki maddî ve mânevî hayat-? Muhammediye (a.s.m.), âsâr?n?n şehadetiyle, hayat-? kâinat?n hayat?d?r. Ve risalet-i Muhammediye (a.s.m.), şuur-u kâinat?n şuurudur ve nurudur. Ve vahy-i Kur'ân dahi, hayattar hakaikinin şehadetiyle, hayat-? kâinat?n ruhudur ve şuur-u kâinat?n akl?d?r.
    Evet, evet, evet! Eğer kâinattan risalet-i Muhammediyenin (a.s.m.) nuru ç?ksa, gitse, kâinat vefat edecek. Eğer Kur'ân gitse, kâinat divane olacak ve küre-i arz kafas?n?, akl?n? kaybedecek, belki şuursuz kalm?ş olan baş?n? bir seyyareye çarpacak, bir k?yameti koparacak.s.816
    Eski zamanda küfr-ü mutlak ve fenden gelen dalâletler ve küfr-ü inadîden gelen temerrüd, bu zamana nisbeten pek azd?. Onun için, eski ?slâm muhakkiklerinin dersleri, hüccetleri o zamanlarda tam kâfi olurdu, küfr-ü meşkûkü çabuk izale ederlerdi. Allah'a iman umumî olduğundan, Allah'? tan?tt?rmakla ve Cehennem azab?n? ihtar etmekle çoklar? sefahetlerden, dalâletlerden vazgeçebilirlerdi. Şimdi ise, eski zamanda bir memlekette bir kâfir-i mutlak yerine, şimdi bir kasabada yüz tane bulunabilir. Eskide, fen ve ilimle dalâlete girip inat ve temerrüd ile hakaik-i imana karş? ç?kana nisbeten şimdi yüz derece ziyade olmuş. Bu mütemerrid inatç?lar, firavunluk derecesinde bir gurur ile ve dehşetli dalâletleriyle hakaik-? imaniyeye karş? muaraza ettiklerinden, elbette bunlara karş?, atom bombas? gibi, bu dünyada onlar?n temellerini parça parça edecek bir hakikat-i kudsiye lâz?md?r ki, onlar?n tecavüzat?n? durdursun ve bir k?sm?n? imana getirsin.
    ?şte, Cenâb-? Hakka hadsiz şükürler olsun ki, bu zaman?n tam yaras?na bir tiryak olarak Kur'ân-? Mucizü'l-Beyân?n bir mucize-i mâneviyesi ve lemeat? bulunan Risale-i Nur, pek çok muvazenelerle, en dehşetli muannid, mütemerridleri, Kur'ân'?n elmas k?l?c?yla k?r?yor. Ve kâinat zerreleri adedince vahdâniyet-i ?lâhiyeye ve iman?n hakikatlerine hüccetleri, delilleri gösteriyor ki, yirmi beş seneden beri en şiddetli hücumlara karş? mağlûp olmay?p galebe etmiş ve ediyor.s.1150
    Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur'ân'a ait dellâll?ğ?mdan ve kuvve-i mâneviye-i imaniyeden ise, elli bin nefer değil, yanl?şs?n?z, meslek itibar?yla elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun! Çünkü, Kur'ân-? Hakîmin kuvvetiyle, sizin dinsizleriniz dahil olduğu halde bütün Avrupa'ya meydan okuyorum. Bütün neşrettiğim envâr-? imaniye ile, onlar?n fünun-u müsbete ve tabiat dedikleri muhkem kalelerini zirüzeber etmişim. Onlar?n en büyük dinsiz filozoflar?n? hayvandan aşağ? düşürmüşüm. Dinsizleriniz dahi içinde bulunan bütün Avrupa toplansa, Allah'?n tevfikiyle, beni o mesleğimin bir meselesinden geri çeviremezler, inşaallah mağlûp edemezler.s.379
    Konu acizizfakiriz tarafından (17.10.07 Saat 15:23 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Ehl-i iman? dalâletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi b?rakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdînin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanat?, onunla iştigale vakit b?rakm?yor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tetkikat?yla yazd?klar? eseri kendine haz?r bir program yapacak, onunla o birinci vazifeyi tam yapm?ş olacak.
    Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Başka burhan aramak akl?ma zaid görünür.
    Elde Kur’an gibi bir burhan-? hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme s?klet mi gelir?s.160
    Sebebi ise, Risale-i Nur, yüze yak?n din t?ls?mlar?n? ve hakaik-i Kur'âniyenin muammâlar?n? hal ve keşfetmiştir ki, her bir t?ls?m?n bilinmemesinden, çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddütlerden kurtulamay?p, bazan iman?n? kaybederdi. Şimdi, bütün dinsizler toplansalar, o t?ls?mlar?n keşfinden sonra galebe edemezler.1650
    Evet, dinin, şeriat?n ve Kur'ân'?n yüzden ziyade t?ls?mlar?n?, muammâlar?n? hal ve keşfeden; ve en muannid dinsizleri susturup ilzam eden; ve Miraç ve haşr-i cismânî gibi s?rf ak?ldan çok uzak zannedilen Kur'ân hakikatlerini en mütemerrid ve en muannid filozoflara ve z?nd?klara karş? güneş gibi ispat eden ve onlar?n bir k?sm?n? imana getiren Risale-i Nur eczalar?, elbette küre-i arz ve küre-i havâiyeyi kendi ile alâkadar eder ve bu asr? ve istikbali kendiyle meşgul edecek bir hakikat-i Kur'âniyedir ve ehl-i iman elinde bir elmas k?l?nçt?r.1695
    Tesadüf, şirk ve tabiattan teşekkül eden fesat şebekesinin âlem-i ?slâmdan nefiy ve ihrac?na Risale-i Nurca verilen karar infaz edilmiştir.1339
    Mânevî bir elektrik olan Resâili'n-Nur dahi ne şark?n malûmat?ndan, ulûmundan ve ne de garb?n felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki, semâvî olan Kur'ân'?n şark ve garb?n fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.s.833
    Risaletü'n-Nur sair telifat gibi ulûm ve fünundan ve başka kitaplardan al?nmam?ş. Kur'ân'dan başka me'haz? yok, Kur'ân'dan başka üstad? yok, Kur'ân'dan başka mercii yoktur. Telif olduğu vakit hiçbir kitap müellifinin yan?nda bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur'ân'?n feyzinden mülhemdir ve semâ-i Kur'âniden ve âyât?n?n nücûmundan, y?ld?zlar?ndan iniyor, nüzul ediyor.s.841
    Bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve ink?lâptan sonra, Kur'ân etraf?ndaki surlar k?r?lacak. Doğrudan doğruya Kur'ân kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'ân'a hücum edilecek; i'câz? onun çelik bir z?rh? olacak. Ve şu i'câz?n bir nev'ini şu zamanda izhar?na, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anlad?m.s.522
    Konu acizizfakiriz tarafından (17.10.07 Saat 15:23 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve mânevî ordusu, yaln?z ihlâs ve sadakat ve tesanüd s?fatlar?na tam sahip olan bir k?s?m şakirtlerdir. Ne kadar da az da olsalar, mânen bir ordu kadar kuvvetli ve k?ymetli say?l?rlar.
    Hakikat-i ihlâs, benim için şan ve şerefe ve maddî ve mânevî rütbelere vesile olabilen şeylerden beni men ediyor. Hizmet-i Nuriyeye, gerçi büyük zarar olur; fakat, kemiyet keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakikat-i ihlâs ile, herşeyin fevkinde hakaik-i imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adam? irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum.
    Çünkü o on adam, tam o hakikati herşeyin fevkinde gördüklerinden, sebat edip, o çekirdekler hükmünde olan kalbleri, birer ağaç olabilirler. Fakat o binler adam, dünyadan ve felsefeden gelen şüpheler ve vesveselerle, o kutbun derslerini, "Hususî makam?ndan ve hususî hissiyat?ndan geliyor" nazar?yla bak?p, mağlûp olarak dağ?t?labilirler. Bu mânâ için hizmetkârl?ğ?, makamatlara tercih ediyorum.s.1708
    Bütün k?ymettar kitaplar içinde Risale-i Nur, Kur'ân'?n işaretine ve iltifat?na ve Hazret-i ?mam-? Ali'nin (r.a.) takdir ve tahsinine ve Gavs-? Âzam?n teveccüh ve tebşirine veçh-i ihtisas? nedir? O iki zât?n kerametle Risale-i Nur'a bu kadar k?ymet ve ehemmiyet vermenin hikmeti nedir?s.940
    Hazret-i Ali'ye (r.a.) iki cihetle bak?lmak gerektir. Bir ciheti şahsî kemâlât ve mertebesi noktas?ndan, ikinci cihet Âl-i Beytin şahs-? mânevîsini temsil ettiği noktas?ndand?r. Âl-i Beytin şahs-? mânevîsi ise Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm?n bir nevi mahiyetini gösteriyor.s.588
    Hazret-i Şeyh, veraset-i mutlaka noktas?nda, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm?n kadem-i mübarekini omuzunda gördüğü için, kendi kademini evliyan?n omuzuna o s?rdan b?rak?yor.s.2086
    Risale-i Nur'un hizmet-i imaniyesinde bu zamanda binler tahribatç?lara mukabil yüz binler tamiratç? lâz?m gelirken, hem benimle lâakal yüzer kâtip ve yard?mc? bulunmak ihtiyaç varken, değil çekinmek ve temas etmemek, belki millet ve ehl-i idare takdirle ve teşvikle yard?m ve temas etmek zarurî iken ve o hizmet-i imaniye hayat-? bâkiyeye bakt?ğ? için hayat-? fâniyenin meşgalelerine ve faydalar?na tercih etmek ehl-i imana vâcip iken, kendimi misal alarak derim ki:
    Beni herşeyden ve temastan ve yard?mc?lardan men etmekle beraber, aleyhimizde olanlar bütün kuvvetleriyle arkadaşlar?m?n kuvve-i mâneviyelerini k?rmak ve benden ve Risale-i Nur'dan soğutmak ve benim gibi ihtiyar, hasta, zay?f, garip, kimsesiz bir biçareye, binler adam?n göreceği vazifeyi baş?na yüklemek ve bu tecrid ve tazyiklerde maddî bir hastal?k nev'inde insanlarla temas ve ihtilâttan çekilmeye mecbur olmak, hem o derece tesirli bir tarzda halklar? ürküttürmek ki, en ziyade merbut görülen baz? dostlar?n bana selâm vermemek, hattâ baz? namaz? da terk etmek derecesinde ürkütmekle kuvve-i mâneviyeyi k?rmak cihetleriyle ve sebepleriyle., ihtiyar?m haricinde bütün o mânilere karş?, Risale-i Nur şakirtlerinin kuvve-i mâneviyelerinin takviyesine medar ikrâmât-? ?lâhiyeyi beyan ederek Risale-i Nur etraf?nda mânevî bir tahşidat yapt?rmak ve Risale-i Nur kendi kendine, tek baş?yla, başkalar?na muhtaç olmayarak, bir ordu kadar kuvvetli olduğunu göstermek hikmetiyle bu çeşit şeyler bana yazd?r?lm?ş. Yoksa-hâşâ-kendimizi satmak ve beğendirmek ve temeddüh etmek, hodfuruşluk etmek ise, Risale-i Nur'un ehemmiyetli bir esas? olan ihlâs s?rr?n? bozmakt?r.s.1697
    Ben, size nisbeten kardeşim; mürşidlik haddim değil. Üstad da değilim, belki ders arkadaş?y?m. Ben, sizin kusurat?ma karş? şefkatkârâne dua ve himmetinize muhtac?m; benden himmet beklemeniz değil, bana himmet etmenize istihkak?m var. Cenab-? Hakk?n ihsan ve keremiyle, sizlerle, gayet kudsî ve gayet ehemmiyetli ve gayet k?ymettar ve her ehl-i imana menfaatli bir hizmette, taksim-i mesai kaidesiyle iştirak etmişiz. Tesanüdümüzden has?l olan bir şahs-? mânevînin fevkalâde ehemmiyet ve k?ymeti ve üstadl?ğ? ve irşad?, bize kâfidir.
    "Madem bu zamanda, herşeyin fevkinde hizmet-i imaniye bir kudsî vazifedir. Hem kemiyet, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti azd?r.s1707
    Ve madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karş?s?nda ve savletli bid'alar, dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zay?f ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağ?r ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-? ?lâhî taraf?ndan konulmuş. Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâs? kazanmaya mecbur ve mükellefiz. Ve ihlâs?n s?rr?n? kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtac?z.s.668
    Bu hizmetimizde bir parça ihlâs, bu dâvây? ispat eder ve kendi kendine delil olur. Çünkü, yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve ?stanbul'da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada, yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve ?stanbul'da, burada benimle çal?şan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yard?mc?lar?m varken, burada ben yaln?z, kimsesiz, garip, yar?m ümmî; insafs?z memurlar?n tarassudat ve tazyikatlar? alt?nda, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine kat'iyen şüphem kalmad?.s.669
    Dellâll?k itibar?yla mücevherât-? Kur'âniyeyi benden veya Sözlerden ders almak-velev bir ders de olsa.s.510
    Buna mukabil, kat'iyen size haber veriyorum ki, Risale-i Nur'un herbir kitab? bir Said'dir. Siz hangi kitaba baksan?z, benimle karş? karş?ya görüşmekten on defa ziyade hem faydalan?r, hem hakikî bir surette benimle görüşmüş olursunuz.s.1890
    Risale-i Nur'u okumak, on defa benimle görüşmekten daha kârl?d?r. Zaten benimle görüşmek âhiret, iman, Kur'ân hesab?nad?r. Dünya ile alâkam? kestiğim için, dünya hesab?na görüşmek mânâs?zd?r. Âhiret, iman, Kur'ân için ise, Risale-i Nur daha bana ihtiyaç b?rakmam?ş. Hususan Tarihçe-i Hayattaki mektuplar.s.1888-9
    Eski zamanda, büyük zâtlar demişler ki: 'Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemas?ndan birisi gelecek, bütün hakaik-i imaniye ve ?slâmiyeyi delâil-i akliye ile kemâl-i vuzuhla ispat edecek.' Ben istiyorum ki, ben o olsam, belki (Zaman ispat etti ki, o adam, adam değil, Risale-i Nur'dur. Belki ehl-i keşif Risale-i Nuru ehemmiyetsiz olan tercüman? ve nâşiri sûretinde keşiflerinde müşahede etmişler, "bir adam" demişler.) o adam?m" diye, iman ve tevhid bütün kemâlât-? insaniyenin esas?, mayas?, nuru, hayat? olduğunu..s.926

    Evet, hiçbir zaman ve zeminde bu zaman kadar böyle imanî bir ihtiyac-? şedid olmam?ş gibidir. Çünkü tehlike hariçten şiddetli gelmiş. Şahs?m?n bu ihtiyaca karş? gelmediğini itiraf edip ilân ettiğim halde, yine şahs?m?n meziyetinden değil, belki şiddet-i ihtiyaçtan ve zâhiren başkalar çok görünmemesinden şahs?m? o ihtiyaca bir çare zannediyorlar. Halbuki ben de çoktan beri buna taaccüp ve hayretle bak?yordum ve hiçbir cihetle lây?k olmad?ğ?m halde, dehşetli kusurlar?mla beraber ve bu teveccüh-ü âmmenin hikmetini şimdi bildim. Hikmeti de şudur:
    Risale-i Nur'un hakikati ve şakirtlerinin şahs-? mânevîsi, bu zaman ve bu zeminde o şiddetli ihtiyac?n yüzünü kendilerine çevirmiş. Benim şahs?m?-hizmet itibar?yla binden bir hissesi ancak bulunduğu halde-o harika hakikatin ve o hâlis, muhlis şahsiyetin bir cihetle mümessili zannedip o teveccühü gösteriyorlar.s.2347
    Konu acizizfakiriz tarafından (17.10.07 Saat 15:22 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    İkinci vazifesi: Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmektir.
    Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın altı aylık hilâfetiyle beraber Risale-i Nur'un Cevşenü'l-Kebîrden ve Celcelûtiyeden aldığı bir kuvvet ve feyizle vazife-i hilâfetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakaik-i imaniye noktasında Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın kısacık müddetini uzun bir zamana çevirerek tam beşinci halife nazarıyla bakabiliriz. Çünkü, adalet-i hakikiye ile bu asırda insanları mes'ud edebilir bir istidatta bulunan, Risale-i Nur'dur ve onun şahs-ı mânevîsi, Hazret-i Hasan Radıyallahu Anhın bir muavini, bir mütemmimi, bir mânevî veledi hükmündedir.s.1707
    Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-i İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur'âniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi mâsum olmalı, veyahut Hulefâ-i Râşidîn ve Ömer ibni Abdülâziz-i Emevî ve Mehdî-i Abbâsî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın. Halbuki, Mısır'da Âl-i Beyt namına teşekkül eden devlet-i Fâtımiye hilâfeti ve Afrika'da Muvahhidîn hükûmeti ve İran'da Safevîler devleti gösteriyor ki, saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur. Halbuki, saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur'ân'a hizmet etmişler.
    İşte, bak: Hazret-i Hasan'ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Hazret-i Hüseyin'in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur'âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.s.393
    Hasan ve Hüseyin ve onların hanedanları ve nesilleri, mânevî bir saltanata namzet idiler. Dünya saltanatı ile mânevî saltanatın cem'i gayet müşküldür. Onun için onları dünyadan küstürdü, dünyanın çirkin yüzünü gösterdi-tâ, kalben dünyaya karşı alâkaları kalmasın. Onların elleri muvakkat ve surî bir saltanattan çekildi; fakat parlak ve daimî bir saltanat-ı mâneviyeye tayin edildiler. Âdi valiler yerine, evliya aktablarına merci oldular.s.371
    Risale-i Nur'un hakikî şakirtleri, neşriyat-ı diniyelerinde ve ittibâ-ı sünnetteki ibadetlerinde ve içtinab-ı kebâirdeki takvâlarında, Kur'ân hesabına vazifedar sayılırlar.s.1639
    "Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, âdetâ kabil görülmüyor. Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir.s.1641

  5. #5
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve mânevî tehlikelerden ve gazab-ı İlâhiden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hâdimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lâzımdır.
    Risale-i Nur'un hizmet-i imaniyesinde bu zamanda binler tahribatçılara mukabil yüz binler tamiratçı lâzım gelirken, hem benimle lâakal yüzer kâtip ve yardımcı bulunmak ihtiyaç varken, değil çekinmek ve temas etmemek, belki millet ve ehl-i idare takdirle ve teşvikle yardım ve temas etmek zarurî iken ve o hizmet-i imaniye hayat-ı bâkiyeye baktığı için hayat-ı fâniyenin meşgalelerine ve faydalarına tercih etmek ehl-i imana vâcip iken, kendimi misal alarak derim ki:
    Beni herşeyden ve temastan ve yardımcılardan men etmekle beraber, aleyhimizde olanlar bütün kuvvetleriyle arkadaşlarımın kuvve-i mâneviyelerini kırmak ve benden ve Risale-i Nur'dan soğutmak ve benim gibi ihtiyar, hasta, zayıf, garip, kimsesiz bir biçareye, binler adamın göreceği vazifeyi başına yüklemek ve bu tecrid ve tazyiklerde maddî bir hastalık nev'inde insanlarla temas ve ihtilâttan çekilmeye mecbur olmak, hem o derece tesirli bir tarzda halkları ürküttürmek ki, en ziyade merbut görülen bazı dostların bana selâm vermemek, hattâ bazı namazı da terk etmek derecesinde ürkütmekle kuvve-i mâneviyeyi kırmak cihetleriyle ve sebepleriyle., ihtiyarım haricinde bütün o mânilere karşı, Risale-i Nur şakirtlerinin kuvve-i mâneviyelerinin takviyesine medar ikrâmât-ı İlâhiyeyi beyan ederek Risale-i Nur etrafında mânevî bir tahşidat yaptırmak ve Risale-i Nur kendi kendine, tek başıyla, başkalarına muhtaç olmayarak, bir ordu kadar kuvvetli olduğunu göstermek hikmetiyle bu çeşit şeyler bana yazdırılmış.s.1697
    Ey benimle beraber Hazret-i Şeyhin teveccüh ve duasına mazhar kardeşlerim! Şu Üstadımız, bizi istikbalde adem zulümatı içinde düşünüp bizimle meşgul olurken, biz o mâzide mevcud ve nur perdeleri içinde üstadımızı ve üstadımızın üstadı ve ceddi olan Fahrü'l-Âlemin Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin teveccühlerinden gaflet etmek, onlara istinad etmemek lâyık mıdır? Madem onlar bizi düşünüyorlar; biz de bütün kuvvet ve ruhumuzla onlara itimad edip ve emirlerine bilâ kayd ü şart itâat etmeliyiz.s.2087
    Zaten Üveysî bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı Âzamdan (k.s.) ve Zeynelâbidîn (r.a.) ve Hasan, Hüseyin (r.a.) vasıtasıyla İmam-ı Ali'den (r.a.) almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir.s.1704
    Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, Âl-i İbrahim Aleyhisselâm gibi öyle bir vaziyet almış ki, umum mübarek silsilelerin başında, umum aktar ve âsârın mecmalarında o nuranî zatlar kumandanlık ediyorlar Ve öyle bir kesrettedirler ki, o kumandanların mecmuu, muazzam bir ordu teşkil ediyorlar. Eğer maddî şekle girse ve bir tesanütle bir fırka vaziyetini alsalar, İslâmiyet dinini milliyet-i mukaddese hükmünde rabıta-i ittifak ve intibah yapsalar, hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz. İşte, o pek kesretli o muktedir ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır ve Hazret-i Mehdînin en has ordusudur.s.560
    Cadde-i kübrâ, elbette velâyet-i kübrâ sahipleri olan Sahabe ve asfiya ve Tâbiîn ve Eimme-i Ehl-i Beyt ve eimme-i müçtehidînin caddesidir ki, doğrudan doğruya Kur'ân'ın birinci tabaka şakirtleridir.s.385
    Cadde-i kübrâ-yı Kur'âniye olan şu mesleğimizden..s.670

  6. #6
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Üçüncü vazifesi: ?nk?lâbât-? zamaniye ile çok ahkâm-? Kur'âniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-? Muhammediyenin (a.s.m.) kanunlar? bir derece tâtile uğramas?yla,
    "Risale-i Nur, yaln?z bir cüz'î tahribat? ve bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahribat? ve ?slâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşlar? bulunan bir muhît kaleyi tamir ediyor. Ve yaln?z hususî bir kalbi ve has bir vicdan? ?slaha çal?şm?yor. Belki, bin seneden beri tedarik ve terâküm edilen müfsid âletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-? âmmeyi ve umumun ve bâhusus avâm-? mü'minînin de istinadgâhlar? olan ?slâmî esaslar?n ve cereyanlar?n ve şeâirlerin k?r?lmas?yla bozulmaya yüz tutan vicdan-? umumîyi, Kur'ân'?n i'câz?yla ve geniş yaralar?n? Kur'ân'?n ve iman?n ilâçlar?yla tedavi etmeye çal?ş?yor. Elbetteböyle küllî ve dehşetli tahribata ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki, bu zamanda Kur'ân-? Mucizü'l-Beyân?n i'câz-? mânevîsinden ç?kan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, iman?n hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medard?r" diye uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim, hadsiz şükrettim. K?sa kesiyorum...s.931
    Eski Said ile mütefekkirîn k?sm?, felsefe-i beşeriyenin ve hikmet-i Avrupaiyenin düsturlar?n? k?smen kabul edip, onlar?n silâhlar?yla onlarla mübareze ediyorlar, bir derece onlar? kabul ediyorlar. Bir k?s?m düsturlar?n?, fünun-u müsbete suretinde lâyetezelzel teslim ediyorlar; o suretle, ?slâmiyetin hakikî k?ymetini gösteremiyorlar. Adeta, kökleri çok derin zannettikleri hikmetin dallar?yla ?slâmiyeti aş?l?yorlar, güya takviye ediyorlar. Bu tarzda galebe az olduğundan ve ?slâmiyetin k?ymetini bir derece tenzil etmek olduğundan, o mesleği terk ettim.
    Hem bilfiil gösterdim ki, ?slâmiyetin esaslar? o kadar derindir ki, felsefenin en derin esaslar? onlara yetişmez, belki sathî kal?r. Otuzuncu Söz, Yirmi Dördüncü Mektup, Yirmi Dokuzuncu Söz bu hakikati burhanlar?yla ispat ederek göstermiştir. Eski meslekte, felsefeyi derin zannedip, ahkâm-? ?slâmiyeyi zâhirî telâkki edip, felsefenin dallar?yla bağlamakla durutmak ve muhafaza edilmek zannediliyordu. Halbuki, felsefenin düsturlar?n?n ne haddi var ki onlara yetişsin?s.560-1
    Erkân ve ahkâm-? zaruriye-ki yüzde doksand?r-bizzat Kur'ân'?n ve Kur'ân'?n tefsiri mâhiyetinde olan sünnetin mal?d?r. ?çtihadî olan mesail-i hilâfiye ise, yüzde on nispetindedir. K?ymetçe mesail-i hilâfiye ile erkân ve ahkâm-? zaruriye aras?nda azîm tefavüt vard?r. Mesele-i içtihadiye alt?n ise, öteki birer elmas sütundur. Acaba doksan elmas sütunu on alt?n?n himayesine vermek, mezc edip tâbi k?lmak caiz midir?
    Cumhûru, burhandan ziyade, mehazdeki kudsiyet imtisale sevk eder. Müçtehidînin kitaplar? vesile gibi, cam gibi Kur'ân'? göstermeli; yoksa vekil, gölge olmamal?…
    Eğer zaruriyat-? diniyede doğrudan doğruya Kur'ân gösterilseydi, zihin tabiî olarak müşevvik-i imtisal ve mûk?z-? vicdan ve lâz?m-? zâtî olan kudsiyete intikal ederdi. Ve bu suretle kalbe meleke-i hassasiyet gelerek, iman?n ihtarat?na karş? asamm kalmazd?.
    Demek, şeriat kitaplar?, birer şeffaf cam mâhiyetinde olmak lâz?m gelirken, mürur-u zamanla, mukallitlerin hatâs? yüzünden paslan?p hicap olmuşlard?r. Evet bu kitaplar, Kur'ân'a tefsir olmak lâz?mken, başl? baş?na tasnifat hükmüne geçmişlerdir….
    Eğer cemaat-i ?slâmiyenin hâcât-? zaruriye-i diniyesi bizzat Kur'ân'a müteveccih olsayd?, o Kitab-? Mübin, milyonlarca kitaplara taksim olunan rağbetten daha şedit bir rağbete, ihtiyaç neticesi olan bir teveccühe mazhar olur ve bu suretle nüfus üzerinde bütün mânâs?yla hâkim ve nâfiz olurdu. Yaln?z tilâvetiyle taberrük olunan bir mübarek derecesinde kalmazd?.s.2046-7
    Konu acizizfakiriz tarafından (17.10.07 Saat 15:22 ) değiştirilmiştir.

  7. #7
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    o zat, bütün ehl-i iman?n mânevî yard?mlar?yla ve ittihad-? ?slâm?n muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyan?n ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her as?rda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklar?yla o vazife-i uzmây? yapmaya çal?ş?r.s.1793-4
    S - Acaba kâinatta, şu meclis-i âli-i ?slâm, şu sergerdan küre şehrinde bir intizam? daha bulamayacak m?d?r?
    C - ?man ederim ki, umum âlem-i ?slâm, millet-i insaniyede ve Âdem kavminde bir meclis-i meb'usan-? mukaddese hükmüne geçecektir. Selef ve halef, as?rlar üzerinde birbirine bak?p mabeynlerinde bir encümen-i şûra teşkil edeceklerdir. Fakat, birinci k?s?m olan ihtiyar babalar, sâkitane ve sitayişkârane dinleyeceklerdir.s.1955
    Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim. Biri geldi, dedi:
    "Mukadderat-? ?slâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor."
    Gittim, gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim, Selef-i Salihînden ve a'sâr?n meb'uslar?ndan her asr?n meb'uslar? içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicap edip kap?da durdum.s.2048
    Ey dinî cemiyetler! Maksad?m?z, dinî cemaatlar maksatta ittihad etmelidirler. Mesalikte ve meşreplerde ittihad mümkün olmad?ğ? gibi, caiz de değildir. Zira taklit yolunu açar ve "Neme lâz?m, başkas? düşünsün" sözünü de söylettirir.s.1977
    Risale-i Nur'un mümtaz bir hâsiyeti, iman?n en son ve en küllî istinad noktas?n? kuvvetli ve kat'î beyan olduğundan, bu hâsiyet Âyetü'l-Kübrâ risalesinde fevkalâde parlak görünüyor. Ve bu acip as?rda, mübareze-i küfür ve iman en son nokta-i istinada sirayet ederek ona dayand?r?yor. Mesela, nas?l ki gayet büyük bir meydan muharebesinde ve iki taraf?n bütün kuvvetleri topland?ğ? bir sahrada iki tabur çarp?ş?yorlar. Düşman taraf?, en büyük ordusunun cihazat-? muharribesini kendi taburunun imdat ve kuvve-i mâneviyesini fevkalâde takviye için her vas?tay? istimal ederek ehl-i iman taburunun kuvve-i mâneviyesini bozmak ve efrad?n?n tesanüdünü k?rmak için her vesileyi kullan?r. Ehemmiyetli bir istinadgâh?n? kendine temayül ettirerek ihtiyat kuvvetini dağ?t?r. Müslüman taburunun herbir neferine karş?, cemiyet ve komitecilik ruhuyla mütesanid bir cemaat gönderir. Bütün bütün kuvve-i mâneviyesini mahvetmeye çal?şt?ğ? bir hengâmda, H?z?r gibi biri ç?kar, o tabura der: "Meyus olma! Senin öyle sars?lmaz bir nokta-i istinad?n ve öyle mağlûp edilmez muhteşem ordular?n ve tükenmez ihtiyat kuvvetlerin var ki, dünya toplansa karş?s?na ç?kamaz. Senin şimdilik mağlûbiyetinin bir sebebi, bir cemaate ve bir şahs-? mâneviyeye karş? bir neferi göndermenizdir. Çal?ş ki, herbir neferin, istinad noktalar? olan dairelerinden mânen istifade ettiği kuvvetli kuvve-i mâneviyeyle bir şahs-? mânevi ve bir cemiyet hükmüne geçsin" dedi ve tam kanaat verdi.
    Aynen öyle de, ehl-i imana hücum eden ehl-i dalâlet, bu as?r cemaat zaman? olduğu cihetiyle, cemiyet ve komitecilik mayas?yla bir şahs-? mânevî ve bir ruh-u habîs olmuş, Müslüman âlemindeki vicdan-? umumî ve kalb-i küllîyi bozuyor. Ve avâm?n taklidî olan itikadlar?n? himaye eden ?slâmî perde-i ulviyeyi y?rt?yor ve hayat-? imaniyeyi yaşatan, an'aneyle gelen hissiyat-? mütevâriseyi yand?r?yor. Herbir Müslüman tek baş?yla bu dehşetli yang?ndan kurtulmaya meyusâne çabalarken, Risale-i Nur H?z?r gibi imdada yetişti. Kâinat? dağ?tamayan bir kuvvet onu bozamaz. Kâinat? ihata eden son ordusunu gösterip ve ondan mukavemetsûz maddî, mânevî imdat getirmek hizmetinde harika bir emirber nefer olarak Âyetü'l-Kübrâ risalesini ?mam-? Ali (r.a.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş.s.1590
    Konu acizizfakiriz tarafından (17.10.07 Saat 15:22 ) değiştirilmiştir.

  8. #8
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Sikke-i Tasdik-i Gaybiden

    O zat?n üçüncü vazifesi, hilâfet-i ?slâmiyeyi ittihad-? ?slâma bina ederek, ?sevî ruhanîleriyle ittifak edip din-i ?slâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir.s.2062
    Misyonerler ve H?ristiyan ruhanîleri, hem Nurcular, çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü, herhalde şimal cereyan?, ?slâm ve ?sevî dininin hücumuna karş? kendini müdafaa etmek fikriyle, ?slâm ve misyonerlerin ittifaklar?n? bozmaya çal?şacak.s.1744
    Ulema-i ilm-i kelâm?n ve usûlü'd-din allâmelerinin ve Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaatin dâhi muhakkiklerinin ?slâmî akidelere dair çok tetkik ve muhakematla ve âyât ve hadisleri müvazene ile kabul ettikleri usûlü'd-din düsturlar?, şimdiki Risale-i Nur'un meşrebini muhafazaya emrediyor, kuvvet veriyor. Hattâ, hiçbir yerde, hattâ ehl-i bid'a k?sm? da bu meşrebimize ilişemiyorlar. Hakikat-i ihlâs tam muhafaza edildiği için, her nevi ehl-i ?slâm içine giriyor. Şîal?kta mutaass?p ve Vehhâbîlikte de müfrit, filozoflar?n en maddîsi ve mütefennini ve mutaass?p hocalar?n en enaniyetlisi, beraber Nur dairesine girmeye başlam?şlar ve k?smen şimdi de kardeşçe bulunuyorlar. Hattâ baz? misyonerler de, din-i ?sâ'n?n (a.s.) hakikî ruhânîsi de o daireye gireceklerine emâreler var.s.1768-9
    Konu acizizfakiriz tarafından (17.10.07 Saat 15:21 ) değiştirilmiştir.

  9. #9
    Yasaklı Üye nurss_1432 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesajlar
    60

    Standart

    valla ben o kadar şerh gördüm ama hiç biri böyle degil bu şerhden ziyade tergib

  10. #10
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı nurss_1432 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    valla ben o kadar şerh gördüm ama hiç biri böyle degil bu şerhden ziyade tergib
    Ma mana?

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kader Meselesinin Kafa Karıştıran Yönü
    By vertyucek in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 26
    Son Mesaj: 27.11.14, 13:11
  2. Emirdağ Lâhikasi - I
    By ayseguL in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 31.07.08, 20:28
  3. Emirdağ Lahikasındaki Lozan'a Dair Olan Yazı
    By Ene-Zerre in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 02.04.08, 22:32
  4. Mehdilik
    By musbos216 in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 23.01.08, 16:30

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0