+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 15

Konu: Nefs Nedir? Mahiyeti Nedir? Nasıl Terbiye Olur?Nefs Mi Şeytana Tabi Şeytan mı Nefse?

  1. #1
    MuM
    MuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Guest MuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    3.600

    Standart Nefs Nedir? Mahiyeti Nedir? Nasıl Terbiye Olur?Nefs Mi Şeytana Tabi Şeytan mı Nefse?

    Nefs Nedir? Mahiyeti Nedir? Nasıl Terbiye Olur?Nefs Mi Şeytana Tabi Şeytan mı Nefse?

    Şeytan ve nefsin farkları nedir? Şer noktasında hangisi hangisinden terbiye alır vs...

    Forumda araştırdım eksik ve yanlış araştırmadıysam böyle bir konu daha önce açılmamış yanılmıyorsam...

    konuyu mütalaalarınıza havale ediyorum...

    esselam veddua

    koza.

  2. #2
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Allah razı olsun kardeşim..

    Böyle güzel bir konuyu başlattığın için..

    Ene nedir?

    "Ene, künûz-u mahfiye olan esmâ-i İlâhiyenin anahtarı olduğu gibi, kâinatın tılsım-ı muğlâkının dahi anahtarı olarak bir muammâ-yı müşkilküşâdır, bir tılsım-ı hayretfezâdır. O ene, mahiyetinin bilinmesiyle, o garip muammâ, o acip tılsım olan ene açılır ve kâinat tılsımını ve âlem-i vücubun künûzunu dahi açar."(30. Söz)



    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  3. #3
    MuM
    MuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Guest MuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    3.600

    Standart

    ene nefs midir?

    yani benim anlad?ğ?m ene ile nefs ayn? şeyler değil?

    ayn? şeyler olsa idi orada belirtilmezmiydi?

    nefs her zaman kötü olan? ister denilmekte peki ene öyle mi?

    peki üstad?m?z nefs nedir diye değil de neden ene nedir diye sual edip cevaplam?ş...

    benim anlad?ğ?m bu noktada farkl? kavramlar olduğu...

    tabi ki yan?labiliyor da olabilirim...

    sevgi ile.

  4. #4
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Walla kardeşim, dediğin meseleyi ben de merak ettim..

    Şurası delil olur mu bilmiyorum..

    "Sonra 'Hasbüna' daki 'na' da bulunan "ene" ye, yani nefsime baktım, gördüm

    ki:.." (Dördüncü Şua, 3. Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye)

    Mesele hakkında araştırmaya devam edeceğim kardeşim..

    Selametle...

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  5. #5
    MuM
    MuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Guest MuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    3.600

    Standart

    bir de nefsin merteleri diye bir sürü mertebeler say?l?r kitaplarda...

    üstad?m?z da bazen nefsine o hitaplarla hitap eder...

    nefs-i emmarem gibi...

    eğer nefs ene ise.... ene ile nefsin mertebeleri de bir cihetle ayn? olur...

    tasavvufun nefs terbiyesi acaba ene terbiyesi mi... Çünki bazen nefs terbiyesinden kendi benliğinden enesinden vazgeçmek diye bahsedilir...

    bilemiyorum bakal?m daha neler ç?kacak...

    sevgi ile.

    koza.

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    nefs ile nefsi emmareyi kar?şt?rmayal?m koza kardeşim..

    kötülüğü istiyen nefsi emmaredir...?ene olan nefs değildir...

    bu ikisinin aras?ndaki fark? anlaman laz?m..

    nefs..ben dir..yani ene..baz?lar? ruh ve kalb de demişlerdir..

    ene hem kalbi hemde ruhu içine ald?ğ?na göre en kapsaml? mana olur..

    nefs yani ene..eğer esmay? ilahiyeyi anlamak yolunda çaba harcamazsa mücadele yapmazsa şeytana maskara olur..

    şeytan?n istediği nefsi yani eneyi nefsi emmareye yolunda harcamakt?r..

    bunuda sen iradenle belirliyorsun..kimse sana zorla şeytana uyacaks?n demiyor..

    şeytan senin önüne zahirde tatl? hakikatta zehirli şeyleri koyuyor..

    seçim sana bağl?..dilersen uyars?n..dilersen şeytana uymay?p..Allah?n isimlerini anlama yolunda sarf edersin..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7

  8. #8
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Alıntı koza_kelebegi Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Nefs Nedir? Mahiyeti Nedir? Nasıl Terbiye Olur?Nefs Mi Şeytana Tabi Şeytan mı Nefse?

    Şeytan ve nefsin farkları nedir? Şer noktasında hangisi hangisinden terbiye alır vs...

    Forumda araştırdım eksik ve yanlış araştırmadıysam böyle bir konu daha önce açılmamış yanılmıyorsam...

    konuyu mütalaalarınıza havale ediyorum...

    esselam veddua

    koza.
    Aşağıdaki linkte nefsin mahiyeti hakkında çok istifade ettiğim Abdulbaki Abi'nin risale kaynaklı çalışması var, orayı incelemenizi tavsiye ederim.İnceledikten sonra hala sorularınız varsa o başlıktan devam edebilirsiniz. Selam ve dua ile..

    http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=1462
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  9. #9
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart ruh ile nefis aynı mıdır?

    Değerli Kardeşimiz;

    Bazı insanlar peygamber efendimize ruhu sordular. Cevap vermeyip, vahyi bekledi. Gelen ayet gayet netti: “o, rabbimin emrindendir, de.” Ruhun varlığı tasdik ediliyor, fakat mahiyeti açıklanmıyordu. Çünkü, muhatapların söyleneni anlamasına imkan yoktu. Akıl, “emir aleminden” olan bir varlığı kavrayacak kapasitede değildi.

    “emir alemi” ölçüden, tartıdan, şekilden, renkten uzak varlıkların dünyasıdır. Maddeler için söylenen uzun, kısa, mavi, sarı, yuvarlak, düz, ağır, hafif gibi kelimelerin o alemde karşılığı yoktur. Ölçülere mahkum akıllar, ölçülemeyeni nasıl anlasın? Ancak o, mantık ölçüsüyle her eserin bir ustaya delalet ettiğini bilir. Böylece kainat denilen o muhteşem eserden hareketle yaratanı tanır. Yine o, öznesiz fiil olamayacağını kabul eder. Bu yolla, bedeni harika bir tarzda idare eden, fakat göz ile görülemeyen bir özün, yani ruhun varlığını tasdik eder. Zaten kendinden beklenen de budur. Hadiste “kendini bilen rabbini bilir” buyruluyor. Bir büyük mütefekkirimiz de, “ey kendini insan bilen insan! Kendini oku...” Diyor. Şu halde, insanın kendini tanımaya çalışması şart. Kendimizden giderek ona ulaşacağız!

    Ruh hakkında neler biliyoruz?

    Ruhun kendisini bilemiyoruz. Ancak bazı özelliklerinden söz edebiliriz. Beden, anne karnında belli bir olgunluğa erişince, ruh verilir. Bedenin sultanı olan ruh, nurani, şuurlu, diri ve harici vücut sahibi bir varlıktır. Sonradan yaratılmıştır, ama ebedidir. Birdir, bölünmez, parçalara ayrılmaz. Tesirleriyle bedenin her yerinde bulunur, fakat mekanı yoktur. Bedenin içinde olmadığı gibi, dışında da değildir. Ona ne uzaktır, ne de yakın. Bütün işleri aynı anda idare eder, bir iş diğerine mani olmaz. O, tabiattaki kanunlara benzer. Eğer kanun şuurlu olsaydı ve harici vücut giyseydi ruh özelliği kazanırdı. Ruh, kendisinin ve diğer varlıkların farkındadır. Ruh, sahip olduğu maddi ve manevi cihazlarıyla işler yapar. Şuuruyla fark eder, aklıyla anlar, vicdanıyla tartar, karar verir, hayaliyle planlar yapar, hafızasıyla bilgi depolar, kalbiyle sever. Onun sayılamayacak kadar çok kabiliyeti vardır. Bunların bir kısmı da maddi uzuvlarla ortaya çıkar. Ruh, eliyle tutar, gözüyle görür, kulağıyla işitir, ayağıyla yürür... Bedende bulunduğu sürece bedene muhtaçtır. Faaliyetleri bedenle sınırlıdır. Ölüm, onun beden zindanından kurtulup, hürriyetine kavuşmasıdır. O zaman bedene ihtiyacı kalmaz. Gözsüz görür, kulaksız işitir, beyinsiz düşünür. Mahşere kadar bedensiz bekler. Ahirette yeniden ve yeni bir bedene kavuşur.

    Dostlarımız soruyorlar, “ruh nasıl bir şey?” Diye. “bilmiyorum”, diyor ve devam ediyorum: böyle demekle sorunuzun gerçek cevabını vermiş oluyorum. Mahiyeti bilinmezler hakkında en ileri ilim, “bilmiyorum,” kelimesinde ifadesini bulur. Böyle demeyip de, onun hakkında bir takım tahminlerde bulunsam, “uzundur veya kısadır”, desem, “bedenin şurasında veya burasındadır”, “şu veya bu renktedir”, gibi lâflar etsem aldanmış ve aldatmış olurum. Çünkü ruh, beden cinsinden değil. Biri hane ise diğeri misafir, biri tezgâh ise beriki usta. Ne bir evin bölmeleri, insanın organlarına benzer, ne de tezgâhın aksamı ustanın azalarına. Beden ve kâinat... Her ikisi de kesif ve maddî. Ruh ise lâtif ve nurânî. O halde ne beden, ne de şu âlem bize ruhun mahiyeti hakkında bir bilgi verir. Onlara dayanarak yapacağımız bütün tahminler yanıltıcı olmaya mahkûm... Toprağa bakıp yerçekimi hakkında tahminler yürütmek gibi bir şey. Nur külliyatında, ruhun bekası ifade edilirken şöyle buyrulur: “ruh ise tahrib ve inhilâle maruz değil. Çünki: basittir, vahdeti var.” Buradaki “basit” kelimesi, terkip olmama demektir. Gerçekten de, insanın ruh dünyası ayrı bir âlem. Terkip değil, fakat nelere sahip değil ki!.. Ama, bu çokluk onun vahdetini, birliğini bozmuyor. Ondaki akıl, hafıza, duygular ve his dünyası ne bedenin organlarına benziyor, ne de kimyevî bir bileşimin unsurlarına... Bunların müstakil bir şahsiyetleri yok.

    Tek başına bir akıl, yalnız kalmış bir irade, sahipsiz bir hafıza düşünebiliyor muyuz? Ruhun bu harika yaratılışı insan için büyük bir irşat kapısı... İnsan bu sayede, cenâb-ı hakk’ın kudsî sıfatlarının, zâtından ayrı düşünülemeyeceği hakikatine bir derece bakabilir.

    Bir başka açıdan Cevap:

    Ruh ile beden arasındaki münasebet bir bakıma sesle mânâ arasındaki münasebete benzer. Ses mânânın bedeni, mânâ sesin ruhudur. Bu ruh o bedenin ne sağındadır, ne solunda; ne içindedir ne dışında... Mana, hayatiyetini devam ettirmek için sese muhtaç değildir. O, hafızada sessiz olarak durur, dimağda sessizce yaşar, kalpte kelimesiz olarak bulunabilir. Ancak görünmek ve bilinmek istedi mi, işte o zaman, sese müracaat eder... Ses, muhatabın kulağına varınca ömrünü tamamlar... Mânâ ise, ondan sonra da hayatiyetini sürdürür. Mânâ, sesten önce de vardı, sesle birlikte göründü, sesten sonra da varlığını devam ettirmekte... Ruh, bedenin hiçbir cüz'üne. hiçbir organına benzemez. Ruhun zâtı bedenin zâtına benzemediği gibi, sıfatları da bedenin sıfatlarına benzemez. Ruhun bir meseleyi tefekkür etmesiyle, midenin bir lokmayı yoğurması arasında benzerlik düşünülemez... Ruh doğmaz, doğurmaz, bedende mekân tutmaz...

    Bunlar hep bedenin, maddenin özellikleridir. Ruhu mahiyetiyle kavramak mümkün değildir. Onun zâtı hakkında ne düşünülse, ona şirk koşulmuş olunur. Bir bedende iki ruh bulunsa, beden fesada gider... Ruhun bedende tasarrufu, güneş'in gezegenlerini döndürmesi gibi, mübaşeretsiz, temassızdır... Bir hücreyi idare etmek ile bütün hücreleri idare etmek arasında ruh için bir fark düşünülemez; birincisi ona daha hafif, ikincisi daha zor değildir. Bedeni kafese, ruhu ise kuşa teşbih ederler. Bu güzel teşbihten alacağımız çok dersler var. Hemen aklıma gelenler şunlardır: Beden ruh içindir, ruh beden için değil... Kafesin boyanmasıyla kuş güzelleşmez. Beden sıhhati de ruhun olgunluğuna delil olamaz... Kafesi büyütmekle kuşu geliştirmiş olamazsınız. Onun büyüme yolu daha başkadır... Kuş, kafesten dışarıyı seyreder, ama gören kafes değildir. "Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder." (Sözler) Kuş kafesten önce de vardı, kafesten uçtuktan sonra da varlığını devam ettirir... Şu koca kâinat sarayı ruh için bir oda gibi... Beden ise kafes... Ruh kafesten uçtuğu gibi, saraydan da çıkar, gider... Daha geniş âlemlere kavuşmak üzere...

    Hayat tek başıyla bir Hayy-ı Kayyum’u bütün esma ve şuunatı ile bildirir. Çünki hayat, pek çok sıfâtın memzuç bir macunu hükmünde bir ziya, bir tiryaktır.
    “Bir şey mutlak zikredilince kemâline masruftur,”; yani, o şeye sahip olan en mükemmel fert anlaşılır. Bu kaideye göre, hayat denilence de insan hayatı akla gelir.

    Bizim, diğer hayat çeşitleri hakkındaki bilgimiz özet bir bilgidir; tahminlere dayanır. Kendi hayatımız hakkında ise vicdanımıza dayanan doğru bilgilere sahibiz. Bu sebeple söz konusu vecizeyi, insan hayatını esas alarak anlamaya çalışmamız daha doğru olur.

    Hayat, ruhun bir sıfatıdır. İrade, görme ve işitme de ruhun sıfatlarıdır. Fakat, hayatın bu noktada ayrı bir yeri vardır. Ruh, hayat sahibi olduğu için görmekte, işitmekte, irade etmektedir. Kaynak sıfat, ‘hayattır. Yoksa, ruh, işitme sıfatına sahip olduğu için görüyor, yahut irade sıfatına sahip olduğu için işitiyor değildir.

    İşte hayatta bütün sıfatlar memzuç, yani birbiriyle mezc olmuş, karışmış, bitişmiş ve bir tek şey haline gelmiş olduğu içindir ki, İlâhî sıfatlar gibi, esma ve şuunat da hayat ile bilinmektedir.

    Hayat sıfatı, Allah’ın ‘Hayy’ yani ‘hayat sahibi’ olduğunu açıkça gösterdiği gibi, O’nun ‘Kayyum’ olduğunu da bildirir.

    Hayatın gitmesiyle, beden hiçbir vazife göremez hale gelir; yıkılıp dağılır. Bu hal gösteriyor ki, hayat Kayyum isminin de bir cilvesini taşımaktadır.

    Bu âlemdeki her mahluk da, varlığını Allah’ın Kayyum isminin bir tecellisiyle devam ettirmektedir.

    İnsanın bütün organları gibi, bütün duyguları ve bütün his dünyasının da faaliyet göstermesi hayat sıfatı sayesindedir. Elimizi kaldırıp indirmemiz, yürümemiz, kalbimizin, midemizin ve diğer organlarımızın çalışmaları hep hayata dayandığı gibi, sevmemiz, korkmamız, istek duymamız, heveslenmemiz, öfkelenmemiz, şefkat etmemiz de hayat iledir. Hayatsız cisimlerde bunların hiçbiri görülmez.

    “Ruhumuzun işleri” diyebileceğimiz bütün bu faaliyetler, İlâhî “isimlerden ve şuunattan” haber verirler.

    Bediüzzaman “kâinatı bir ağaca, elementleri onun dallarına, bitkileri yapraklarına, hayvanları çiçeklerine, insanları ise meyvelerine” benzetmiştir.

    Hayat mahsulü veren şu kâinat tezgâhının en mükemmel neticesi insan hayatıdır. Bu hayat, tek başıyla, bütün kâinatta tecelli eden isimleri, sıfatları ve İlâhî şuunatı gösterebilecek bir mahiyete sahiptir.

    Bediüzzamanın hayat için kullandığı şu ifadeler, konunun daha iyi anlaşılmasına ışık tutar:

    “Hem Rahman, Rezzak, Rahîm, Kerim, Hakîm gibi çok esma-i hüsnanın cilvelerini câmi’ ve rızk, hikmet, inayet, rahmet gibi çok hakikatleri kendine tabi eden ve görmek ve işitmek ve hissetmek gibi umum duyguların menşei, madeni bir acube-i hilkat-i Rabbaniyedir.” (Lem’alar)

    Rızık, hayat sahiplerine lazımdır.

    Hikmet, hayat sahibinin her hücresinde, her organında çok net olarak görülür ve okunur.

    İnayet ve rahmet, ancak hayat sahiplerine yapılır.

    Örnekleri artırabiliriz:

    Şifa ancak hayat sahipleri için geçerlidir.

    Tevbe etmek ve affedilmek de yine günahkâr hayat sahipleri için söz konusudur.

    Gazap, kahır ve ceza verme de yine hayat sahiplerinde bulunan özelliklerdir.

    Şükür ve hamdi hayat sahipleri yaparlar.

    İman, marifet, muhabbet gibi ulvî meziyetler ancak hayat sahiplerinde bulunabilir.

    İlim, irade, görme, işitme gibi sıfatlar hayat sahiplerine mahsustur.

    İzzet ve zillet, tevazu ve kibir hayat sahiplerinde bulunur.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör

  10. #10
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Konu : Nefis, ene ve akıl arasındaki fark ve irtibat nedir?


    http://www.sorularlaislamiyet.com/su...w_qna&id=10541

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Zühd, Züht Nedir, Tasavvufta Zühdün Mahiyeti
    By muhsin iyi in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.04.13, 15:15
  2. Nefs-i emmârem ister istemez akla tâbi oldu
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.01.12, 10:06
  3. Nefs-i Emmare'nin Asaba Devri Ne Demektir,Nasıl Olur?
    By Ahsen Nur in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 13.11.11, 22:44
  4. Ruhâniyâtın Mahiyeti Nedir?
    By efnan_nur in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 09.11.09, 15:51
  5. Nefs'in Antivirüsü Nedir?
    By nezen in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 05.08.08, 16:08

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0